Mersin Mekan ve Firma Rehberi - Mersin Şehir Portalı

  • 6.1550
  • 6.7296
  • 7.9295
Mersin Tarihi

Mersin Tarihi

20. YÜZYILA KADAR MERSİN TARİHİ 

Kilikia, jeolojik yapısına bağlı olarak ikiye ayrılır: Dağlık Kilikia (Trakheia) ve Ovalık Kilikia (Pedias). Dağlık Kilikia, Korakeison (Alanya)’dan Soloi/Pompeipolis’e (Viranşehir) kadar uzanır. Ovalık Kilikia, Soloi/Pompeipolis’den başlayıp, doğuda Alexandria Kat İsson (İskenderun)’a kadar olan bölgeyi içerir. Stratejik coğrafi konumu itibariyle Kilikia, tarihinin her döneminde önemli olaylara sahne olmuştur. Mezopotamya’dan Sardes’e uzanan ticaret yolunun Kilikia kapısından (Pylai Kilikias) geçtiğini Xenophon bize bildirmektedir. 

Kilikia bölgesinin tarihi, Mersin Yumuktepe ve Tarsus Gözlükule’de yapılan kazıların buluntuları sonucunda, Proto-Kalkolitik ve Neolitik çağa kadar gitmektedir. Hitit’lerin Anadolu’ya egemen oldukları uzun yıllar boyunca, Kilikia’da da faaliyette bulunduklarını yine kazılardan çıkan mimari buluntularla belgelemek mümkündür. Kilikia ismi ilk kez M.Ö. 8. yüzyılda Asur dokümanlarında görülür; bundan önce ise M.Ö. 13. yüzyıla inen Mısır kayıtlarında bu ülke “Kedi” ya da “Kode” isminin çeşitli söylenişleriyle görülmektedir. 

Batı Kilikia’da M.Ö. 8. yüzyıl sonu - M.Ö. 7. yüzyıl başlarında Hellen kolonizasyon hareketleri görülmektedir. Pomponius Mela’ya göre Samos’lular Kelenderis’i ve Nagidos’u, Aegina’lılar Aphrodisias’ı, Lindos’lular da Soloi ve Tarsos’u kurmuşlardır. Kilikia bölgesinde M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren sırasıyla önce Pirundu yerel krallığının, sonra Babil ve Pers egemenliklerinin hüküm sürdüğü görülür. M.Ö. 6.yüzyıl başlarında başkenti Ura şehri olan Pirundu krallığı Lamos (Limonlu) ve Kalykadnos (Göksu) nehirleri arasında güçlenmiştir. Bu güç, M.Ö. 557 yılında Babil krallığı tarafından yıkılmış ve bu M.Ö. 546 yılına kadar bölgeyi yöneten bağımsız Syennesis sülalesine yaramıştır. Bu tarihte Anadolu’yu istila eden Perslerin eline geçen Kilikia bölgesinde, M.Ö. 521 yılında tahta geçen Darius ile birlikte bir satraplık kurulmuştur. Ancak bölge yine de yerli bir sülale tarafından yönetilmiş ve Persler’e 500 talent gümüş ve 500 beyaz at vergi vermekle yükümlü kılınmıştır. M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda Pers egemenliğine rağmen özellikle Kelenderis, tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Attika-Delos Deniz Birliği’nin en doğudaki üyesi olma özelliğini elde eden bu kentin ismi aynı zamanda M.Ö. 425 yılındaki Atina vergi listelerinde de görülmektedir. Bu durum Atina’nın himayesinin Kilikia kıyılarına kadar uzandığını ve onların koruyuculuğu altında Kilikia’nın bağımsızlığını koruyup ticari faaliyetlerine devam ettiğinin göstergesidir. 

Kilikia hakkındaki en kapsamlı bilgiler, İskender sonrasındaki döneme aittir. İskender Anadolu’ya geçtikten sonra M.Ö. 333 yılında Persleri ikinci kez Issos’da yener ve İskender İmparatorluğu içinde Kilikia da yer alır. İskender’in genç yaşta ölmesinin ardından fethettiği topraklar, müttefik üç general tarafından paylaşılır ve Kilikia’da Seleukoslar dönemi başlar. Bu dönemde Seleukoslar’ın başında Seleukos I. Nikator vardır. 

M.Ö. 68 yılı civarlarında Roma senatosunun Kilikia’yı, başkenti Tarsus olan bir Roma eyaleti yapmaya karar vermesi bölgenin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur. Böylece Kilikia provincia militaris (askeri bölge) ilan edilmiş olur. Bu ilan, Dağlık Kilikia’nın doğrudan Roma’nın idaresine bağlanması ve bu tarihten sonra düzenli olarak Roma valileri tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir. 

Roma ve Bizans egemenliğini yaşadıktan sonra XVII. yüzyıldan itibaren Müslüman Arapların da görüldüğü bölgede, Bizans’ın merkezi otoritesinin zayıflamasıyla birlikte aralarında Ermeni prensliklerinin de bulunduğu çeşitli feodal örgütlenmelere rastlanmaktadır. 

İçel adının kökenine gelince; ilk kez XII. yüzyılda Göksu ırmağının iki yanındaki bölgeye Türkler “İÇEL” demişlerdir. Dağlar arasından girilmesi ve görülmesi güç bir yer olduğu için Selçukluların bölgeyi böyle isimlendirdiği düşünülmektedir. 

Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş yaygın olarak kabul edilir. Bunlardan birincisi, civarda yetişen ve Akdeniz ikliminin tanıtıcı bir bitkisi olan Arapların da Hambales dedikleri Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiğidir. 

İkincisi ise Mersin adının bu bölgede yaşayan “Mersinoğulları veya Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğini kabul eden görüştür. Evliya Çelebi’de seyahatnamesinde bölgede yetmiş evli bir Türkmen ailesinin bulunduğunu ve bu ailenin adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Bir başka görüşe göre ise, Mersin adı bir bitkiden değil, yörede yaşayan Mersinoğlu adındaki aşiretten kaynaklanmaktadır. Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bunlardan birkaçıdır. 

Mersin’in sınırları içinde yer alan yerleşim yerlerinin, tarih içinde birçok farklı siyasal ve yönetsel yapı içinde yer aldığı görülmektedir. Araplar ve Bizanslılar arasında bir kaç kez el değiştiren bölge, Araplarca “sûğur” adı verilen sınır bölgelerinden biri olmuştur. Bu sınır bölgeleri konumları itibarıyla sıklıkla egemen devletlerin değişmesine tanık olmuştur. İl, Osmanlı egemenliğine değin önce Bizans ile İslam dünyası arasında, sonra Selçuklu ve Osmanlı Devleti ile Memlukler arasında bir sınır bölgesi olarak el değiştirip durmuştur. Yine bir sınır bölgesi olması nedeniyle, gerek Bizans ve büyük İslam devletlerinin değişik dönemlerindeki zayıflıklarından da yararlanarak bölgede feodal diye adlandırılabilecek olan Kilikia Ermeni Prensliği ve Ramazanoğulları Beyliği gibi bölge merkezli siyasal oluşumlara da rastlanmaktadır. 

Mersin, Müslüman Arapların 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirmiştir. Ancak 637 yılından itibaren il, Hıristiyanlığın yanı sıra İslam kültürünün silinmez izlerini taşımaya başlamıştır. 

Bizans’ın Doğu sınırlarındaki feodal Ermeni prensliklerinin varlığına son vermesine ve ilin de içinde bulunduğu bölgeye bir kısım Ermeniler ’in göç ettirilmesine 976 ile 1025 tarihleri arasında rastlanır. Bizans İmparatorluğu’nun merkezi gücünün zayıflaması üzerine bölgede 1081’den itibaren Ermenilerin geçici feodal örgütlenmelerine rastlanmaktadır. Bölgedeki Ermeni Prenslikleri, bölgenin sınır özelliklerinden de yararlanarak bazen Bizans’ın, bazen Moğolların ve Memlukluların denetiminde varlıklarını sürdürmeye çalışmış, 1360’da bölgenin kesin Memluk denetimine girmesiyle Ermeni siyasal örgütlenmeleri sona ermiştir. 

Türkler’in bölgede ilk kez görülmeleri ise Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmış oğlu Süleyman fiah önderliğindeki Türkmen gruplarının 1082-1083 yılları arasındaki akınlarıyla olmuştur. 1097 yılında ilk Haçlı Seferleri sırasında Tankred ve Baudovin’in yardımıyla yerel Ermeni güçlerinden tekrar Bizans’a geçen egemenlik, 1099’da Antakya Prensliğini kuran Haçlı Orduları önderi Bohemond’un denetimine girmiştir. Ancak bu denetim uzun sürmemiş ve bölgede 1100-1130 yıllarında yerel Ermeni güçlerinin yönetimi devam etmiştir. 12. yüzyılda da bu bölgede bağımsız hareket etmek isteyen Ermeni unsurları ile Bizans arasındaki çatışmalara, Anadolu Selçukluları ve yine bağımsız hareket eden Türkmen unsurları da katılmıştır. 1155 ile 1192 yılları arasında yoğunlaşan Türkmen akınları ve yerleşimleri ileride bu sınır bölgesinde bağımsız hareket eden Türkmen beyliklerinin de kurulmasına neden olmuştur. 1189 yılında, içinde Alman İmparatoru Frederick Barbarossa’nın da bulunduğu Haçlılar yine bölgede konaklamışlardır. 

1243 ile 1253 yılları arasında Moğol denetimine giren bölge, 1318 yılında Karamanoğulları, Moğollar ve Memlukların egemenlik savaşlarına sahne olmuştur. Bu savaşlar sonucunda 1374 yılında kesin olarak Memlukların etki alanı içine giren bölge, büyük ölçüde bağımsız hareket edebilen ve özellikle Ramazanoğulları’nın ön plana çıktığı Türkmen Beyliklerinin yönetiminde kalmıştır. Bu Türkmen beyliği bazen Karamanoğullarına, bazen Memluklara ve daha sonra Osmanlılara bağlı olarak ve bu ülkeler arasındaki çatışmalardan yararlanarak varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ramazanoğulları’nın bölgedeki etkinliğinin çok daha önceleri, 1338’den itibaren, başladığı anlaşılmaktadır. 

Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 1476’da Karamanoğulları Beyliği’ne son vermesi üzerine ilin de bulunduğu coğrafya, Osmanlıların ve Memlukların doğrudan karşılaştıkları bir alan olmuştur. 1482 ile 1485 yılları arasında Osmanlılar’ın Kilikya’ya inmesi ve Memluklar’a bağlı Ramazanoğulları’nı bir kaç kere yenmesine karşın 1485’ten sonra da bölgede Memluklar’ın etkisi sürmüştür. Özellikle 1488 yılında Adana Ağaçayırı’nda Veziriazam Hadım Ali Paşa’nın 60 bin kişilik ordusunun Memluk ordusuna yenilmesi, Osmanlı’nın bölgeye egemen olma konusunda karşılaştığı güçlükleri göstermektedir. Osmanlı Devleti, bölgeye ancak 1516-1517 yıllarında Mercidabık ve Ridaniye Savaşı’ndan sonra egemen olabilmiştir. 

Osmanlı egemenliği ile birlikte Osmanlı’nın yönetsel birimlerindeki değişim ve gelişmelere bağlı olarak Mersin’in içerisinde bulunduğu bölge, değişik yönetim birimleri içinde yer almıştır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Memlukları’nı 1520’lerde yenmesinden sonra oluşturulan “Vilâyet-i Arab”ın sınırları içerisinde Adana, Uzeyr, Tarsus ve Sîs sancakları yer almaktadır. Daha sonra Halep Vilayetine bağlanan bölge, 16. yüzyılın sonlarında yeni oluşturulan Adana vilayetine bağlanmıştır. 1571 yılında bölgenin bir kısmı Karaman Eyaletine bir kısmı ise yeni ele geçirilen Kıbrıs Beylerbeyiliği’ne bağlandı. 1660 yılından itibaren Kıbrıs Beylerbeyiliği’nden ayrılan bölge, yine Adana Eyaleti’nin sınırları içine alınmıştır. Tapu tahrir defterlerindeki kayıtlara göre ilimiz sınırlarını kapsayan bölge, 16. yüzyılda Adana, Tarsus ve İçel İl Sancakları arasında paylaştırılmış durumdadır. Buna göre Tarsus Sancağı Nefs-i Tarsus ve Tarsus, Kosun, Ulaş, Kuş-Temür nahiyelerinden oluşuyordu. İçel Sancağı ise Ermenek, Selendi, Anamur, Gülnar, Silifke Nahiyelerinden ve Karı/Kara-taş, Mud, Sinanlu ve Bozdoğan kazalarından oluşuyordu. 

1856 yılı verilerini kullanmış olması gereken 1857 tarihli Devlet Salnamesi’nde ise ilin bulunduğu bölgedeki Osmanlı yönetimi Karaman Eyaleti’ne bağlı İç-İl Livasından (Sancağından) ve Adana Eyaletine bağlı Tarsus Livası’ndan oluşmaktaydı. 

İç-il ve Tarsus Livaları aşağıdaki yerleşim yeri veya küçük yönetim birimlerinden oluşuyordu: 

LİVA-YI İÇ-İL: Ermenek, Nevahi-yi Ermenek, Karataş mea Argadı, Silinti mea Bülke-i Pazarcık ve Bülke-i İnce-ağız, Anamur nam-ı diğer Mamuriye, Gülnar nam-ı diğer fiilindire mea Bülke-i Boz-ağaç ve Bölke-i Yörükân ve Bölke-i Gerîne, Selefke, Evkaf, Bölke-i Cebel, Nahiye-i Zeyne, Sarıkavak, Mud, Sinanlu, Aşiret-i Keşlü, Aşiret-i İrmelü, Aşiret-i Bolaclu/Polaçlu, Aşiret-i Tatar, Aşiret-i Karabocılu, Aşiret-i Kara-hacılu, Aşiret-i Bahşaş, Aşiret-i Kürdeci, Aşiret-i Sandallu, Aşiret-i Hayrillü/ Hayraiüllü, Aşiret-i Kıbtıyân, LİVA-YI TARSUS; Tarsus, Nahiye-i Elvanlı, Nahiye-i Olaş, Nahiye-i Gökçelü, Nahiye-i Koştemir, Nahiye-i Namrun Bölkesi, Nahiye-i Yelkesi, Kasun mea Gülek. 

1867 yılındaki Vilayet Nizamnamesi’nde İç-il Sancağı varlığını sürdürmekle beraber, Tarsus’un sancak merkezi olmaktan çıkarılarak Adana Vilayeti’ne bağlandığı görülmektedir. 1877 yılında ise Tarsus ve Mersin şehirlerinin Adana Vilayeti’nin Adana Sancağı’na bağlı birer kaza merkezi haline getirildiği görülmektedir. İlimizin merkezi olan Mersin, bu sıralarda 1852 yılına kadar Tarsus kazası içinde yer alan bir köy olmasına karşın, bu tarihten itibaren Tarsus’un bir nahiyesi haline getirildi. 1864 yılında da Tarsus’tan ayrı bir kaza merkezi oldu. 1888 tarihinde Mersin, Adana Vilayeti’ne bağlı bir sancak merkezi oldu. Tarsus da Mersin’e bağlandı. Ancak bir süre Mersin Sancağı’nın sancak merkezi Tarsus oldu. Nitekim II. Meşrutiyet Dönemi’nde de bu yönetim bölünmesinin sürdürüldüğü görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin son günlerinde; Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminden çıkma tehlikesini ve bazı bölgelerinde işgali yaşayan ilimiz, Milli Mücadele’ye bütün gücüyle katılmıştır. 

1.2. MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ’NDE MERSİN 

Çukurova Bölgesi, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler ve Fransızlar tarafından işgale uğramıştır. İşgalden itibaren büyük zorluklar yaşanmış olmasına karşın bu durum Mersinlileri yıldırmamış, Mersin ve çevresini Kuvayi Milliye’nin güçlü direniş cephelerinden birisi haline getirmiştir. 

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için 25 maddelik Mondros Mütarekesi ile sona ererken, bu antlaşmanın Mersin’i doğrudan ilgilendiren hükümleri; 5., 7., 10. ve 16. maddeleri olmuştur. 
Tüm yurtta olduğu gibi işgallerin resmi gerekçesi olan 7. madde uyarınca Çukurova ve Mersin de işgal edilmiştir. 

İşgal döneminde bölgede sivil cemiyetler, askeri (Kuvayi Milliye) örgütlenmeler ve direnişler vardı. Ancak Pozantı Kongresi istisnası dışında kongre hareketlerine rastlanılmamıştır. Mustafa Kemal, mütarekenin imzalanmasının hemen ardından Adana’ya gelerek Alman Mareşali Liman Von Sanders’ten Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığı’nı devralmıştır. Burada Adana Vilayeti’ne bağlı sancaklardan gelen temsilcilerle görüşmüş, onlara alınması gereken tedbirler konusunda bilgi vermiştir. Bu görüşmelerde Mersin Sancağı’nı o tarihte Adana Lisesi Müdürü olan Niyazi Ramazanoğlu temsil etmiştir. Mustafa Kemal, 5 Kasım 1918’de Mersin’e gelmiş burada mutasarrıfla, jandarma bölük yüzbaşısı ile görüşmüş ve depodaki silahların bol cephane ile dağ köylerine dağıtılmasını tavsiye etmiştir. 

Mersin’de işgal haberinin duyulması halkta heyecan ve telaş yaratmıştır. Çok geçmeden Mersin, 17 Aralık 1918’de mütarekenin ilgili hükümleri gerekçe gösterilerek ordusundaki askerlerin çoğunluğu Hintli askerlerden oluşan İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 

İngiliz işgalinin gerçekleşmesinin üzerinden bir hafta sonra Fransızların da işgale katılacakları söylentisi halk arasında yeniden heyecan yaratmıştır. Bu sırada İngiliz İşgal Komutanlığı, mutasarrıflığa başvurarak Fransız birlikleri için yer gösterilmesini istemiş, kendisine gösterilen binalar arasından şehrin ortasındaki Taşhan’ı uygun bulmuştur. 1 Ocak 1919’da Fransızlar da aynı yöntem ve gerekçelerle Mersin’i işgal etmişlerdir. Böylece Mersin, iki müttefik devlet tarafından işgal edilmiş duruma gelmiştir. 

İşgalin, mütarekenin hemen ardından erken bir tarihte gerçekleştirilmiş olması, bölge halkının hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. Özellikle İngiliz işgali sessiz sedasız yapılmış, şehirde yapılmaya çalışılan protesto eylemleri de jandarmanın sıkı güvenlik önlemleri sayesinde etkisiz hale getirilmiştir. İstanbul hükümetine çekilen protesto telgrafları da sonucu değiştirememiştir. İstanbul’da bu tepkileri bir çatı altında toplama uğraşımı “Kilikyalılar Cemiyeti”nin kurulması ile sonuçlanmıştır. 

İşgal süresince Mut’ta, Mersin’de, Gülnar’da, Silifke’de, Arslanköy’de kurulmuş olan müdafaa-i hukuk teşkilatları, çeşitli silahlı birlikler oluşturarak yörede Fransızlara karşı önemli bir mücadele yürütmüşlerdir. 

Sivas’tan gelen yönergeler doğrultusunda oluşturulan Mersin Savunma Grubu içinde Sahil, Bozo, Emirler, Hamzabeyli, Çopurlu, Alsancak, Buluklu ve Efrenk müfrazalari gibi savaşçı birlikleri İçme Savaşı, Su Bendi Savaşları, Gudubes Savaşları Emirler Savaşı gibi işgal kuvvetlerini yıpratan savaşları yürütmüşlerdir. Mersin, bu acı işgalden ancak 20 Ekim 1921’de Fransızlar’la Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması’ndan sonra kurtulabilmiştir. 

Çukurova’nın kurtuluş tarihinde “20 günlük ateşkes” adıyla bilinen olay TBMM hükümeti ile Fransa arasındaki savaşı sona erdirecek zeminin oluşmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal Nutuk’ta 20 Günlük ateşkesle ilgili olarak; Mösyö Duquest namında birinin kontrolünde bir Fransız heyetinin Ankara’ya geldiğini, bu heyetle 20 günlük bir mütareke yapıldığını ve bu mütarekeye TBMM’de bazı milletvekillerinin itiraz ettiklerini ancak amacının Adana mıntıka ve cephelerinde bulunan ve kısmen askerlerle de takviye olunan milli kuvvetleri sükunetle tanzim ve tensik etmek olduğunu ifade etmiştir. 
Fransızlarla antlaşmaya giden süreç Mustafa Kemal tarafından şöyle belirtilmiştir: 

“II. İnönü Zaferi ile Yunan Taarruzu kırılmıştı. Rusya ile Moskova Antlaşması yapılmış ve Doğudaki durumumuz anlaşılmıştır. İtilaf devletlerinden milli esaslarımıza riayet edebileceklerle, anlaşma arzu edilmekte idi. Bilhassa Adana, Ayıntap ve havalisini yabancı işgalinden kurtarmak bizce mühim görülmekte idi. Çeşitli sebeplerden dolayı Fransızlarında bizimle anlaşmaya meyilli oldukları anlaşılmakta idi”. 

20 günlük ateşkes süresi daha dolmadan taraflar arasındaki çarpışmalar yeniden başlamıştır. Fransa’da Millerand’ın yerine Başbakan olan Legues, Sevres hükümlerinin değiştirilebileceğinden bahsetmeye başlamıştır. Bu arada Türk dostu olarak tanınan Fransız yazarı Pierre Loti de Fransa’nın Türk politikasını eleştiren yazılar yayımlamış, Türklerle dostça ilişkiler kurup Kilikya bölgesinin de boşaltılması gerektiğini belirten yazılarla Fransız kamuoyunda Türkler lehine bir ortam yaratmıştır. 

20 Ekim 1921’de Türkiye Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ile Franklin Bouillon (Buyyon) arasında geçen 2 haftalık müzakereden sonra 13 madde halinde düzenlenen (Accord Franco-Turc), “Ankara Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Suriye sınırımız Hatay dışında bugünkü şekliyle çizilmiş ve Fransızlar 20 Aralık 1921 tarihine kadar bu sınırın kuzeyinde kalan askerlerini çekmeyi kabul etmişlerdir. Ayrıca Fransızlara bu antlaşmayla bazı maden ocaklarıyla, Adana’da bir pamuk fabrikasının işletme hakkı ve Anadolu’daki bazı okulların varlıklarını sürdürmelerine olanak tanınmıştır. Fransızlar da Anadolu’ya getirdikleri silah ve malzemelerinin bir kısmını Türklere bırakmışlardır. Ankara Antlaşması Güneydoğu Anadolu ile Çukurova’da süregelen savaşlara son veriyor, işgal altındaki yörelerin kurtarılmasını sağlıyordu. Bölgede, 5 Ocak 1922 tarihine kadar devir ve teslim işlemleri de sona ermiştir. 

Mersin’in işgalden kurtuluş tarihi ise 3 Ocak 1922’dir. Tartışmasız bir gerçek vardır ki Çukurova’nın işgalden kurtuluşunu simgeleyen süreç 20 Ekim 1921 tarihinde TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile başlamıştır. Bu tarihten sonra Fransız ordusu ile antlaşmanın resmi hükümleri yerine getirilmiş ve Fransızlar Türk topraklarından çekilmeye başlamışlardır. 

KAYNAKÇA 

1. Kurtuluş Savaşı’nda İçel, Türkiye Kuvayi Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Mersin Şubesi Yay., İstanbul, 1971. s.29-31. 
2. M. Kemal’in Pozantı Kongresi ve Adana’nın Kurtuluşu, İpek Matbaası, Adana, 1963, s.15. 
3. Milli Mücadele’nin Sosyal Tarihi (Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri), İstanbul, 1997, s.219. 
4. İçel Tarihi, Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara, 1968, s.245-246. 
5. Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt II, (1920-27) 5.baskı, ist.1962, s.453. 
6. Şerafettin TURAN, Türk Devrim Tarihi, 2.Kitap, Ankara, 1992, s.218-219. 


MODERN ZAMANLARDA MERSİN 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Mersin, vilayet merkezi ve vilayetin ismi de Mersin Vilayeti olmuştur. 1933 yılında 2197 sayılı yasayla İçel (Silifke) ve Mersin Vilayetleri birleştirilerek bugünkü sınırlarıyla İçel Vilayeti oluşturulmuştur. 20 Haziran 2002 tarihinde TBMM'de kabul edilen bir kanunla ise İçel adı yeniden Mersin olarak değiştirilmiştir. 

Mersin, ülkemizin en hızlı gelişen bölgelerinden biridir. 1870’lerde 8047 nüfuslu bir kazayken, aradan geçen 57 yıl sonra 1927’de Mersin Vilayetinin merkez ilçesinin nüfusu 47.000’e ulaşmış böylece Akdeniz’in önemli kentlerinden birisi durumuna dönüşmüştür. 

Sancağın genel gelirlerine baktığımızda Mersin Sancağında en çok gelir getiren kalem tarım idi. Daha sonra sırasıyla hayvancılıktan, emlâk ve akar vergisinden, kazanç vergisinden ve gümrükten gelir elde edilmekteydi. Önemli meslek dalları; dokumacılık, manifatura, yağ, şarap ve rakı üreticiliği, ormancılık, hayvancılık, un üreticiliği, kerestecilik ve ziraattan ibarettir. 

Mersin’in yönetsel alandaki gelişmesiyle sosyo-ekonomik alandaki gelişmesi arasında bir paralellik görülmektedir. Bir başka deyişle tarihsel süreç içerisinde Mersin’in ekonomik, sosyal ve demografik bakımından gelişmesi, onun idari durumunun değişmesine neden olmuştur. Bu gelişmenin nedenleri üzerine şu saptamaları yapabiliriz: 

19. yüzyılın başlarına değin kullanılmakta olan Tarsus (Kazanlı) Limanı’nın alüvyonla biriktirmeler sonucunda buradaki nehrin ağzının dolması artık gemilerin kıyıya yaklaşmalarına engel olmuştur. Böylece antik dönemden itibaren kullanılan Tarsus yerine gemilerin yanaşmasına daha elverişli Mersin Limanı kullanılmaya başlanmıştır. Mersin Limanı bir doğal limandır. Doğal limanlarda akla gelebilecek her yerden kara ve deniz yoluyla her türden insan ve mal biraya gelir. Tarihçilerin ve coğrafyacıların sık sık dikkatleri çektikleri gibi çevre (periferi) liman kentleri, dünya kapitalist ekonomisiyle bağlantıda olan ayrıcalıklı yerlerdir. Buradaki ticaret 19. yüzyılda gerçekleşen kapitalist açılma döneminde önem kazanan liman kentlerinin fiziksel görünümünü, ekonomik ilişkilerini, nüfus dinamiklerini, sınıf yapılarını ve kültürel yaşamlarını kökünden etkilemiş ve değiştirmiştir. 

1869 yılında açılan Süveyş Kanalı’nın Akdeniz ticaretine ve Mersin Limanı’na canlılık getirdiği bir gerçektir. Ancak bu tarihte Mersin’in henüz bir kaza olması, Mersin limanının İzmir, İstanbul, Trabzon ve Beyrut limanlarına karşın geç dönem bir Akdeniz limanı olduğunu göstermektedir. 

Bölgede üretimi yapılan tarımsal ürünlerin ihracatının ucuz ve güvenli bir biçimde yapılabilmesi için Mersin Limanı ile Adana ve Tarsus demiryolu bağlantısı 1888 yılında yapılmıştır. Böylece Mersin artık ithalat ve ihracatın yoğunluklu olarak yapıldığı bir liman kenti olmuştur. İthalatı yapılan ürünler yine buraya getirilip buradan çevre vilayetlere, sancaklara, kazalara ve köylere ulaştırılmıştır. 

19. yüzyılın sonlarında kentte İngiltere Fransa, İtalya, Mısır, Yunanistan, Almanya, Rusya gibi ülkelerin konsolosluklarının bulunması, yörede gelişmiş bir ticaretin varlığının işaretidir. Çukurova gibi tarımsal alanla, sanayi merkezleri arasındaki mal taşımacılığını gerçekleştiren tüccarlar, zaman içerisinde Mersin gibi liman kentlerine yerleşmişler ve geçimlerini bu yoldan devam ettirmişlerdir. Salnâmelerde de belirtildiği üzere gayrimüslimler ve yabancılar ticaretle uğraşırken, Türkler genellikle tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaktaydı. 

Çukurova’da tarım yapılabilecek alanların ıslah edilmesine bağlı olarak bölgede tarımsal üretim miktarı ve çeşidi artmıştır. Amerikan İç Savaşı (1861-1865) döneminde Avrupalı sanayicilerin pamuk ihtiyacının belirmesi ve bölgedeki üretimi artırma çalışmaları olumlu sonuç vermiş ve salnâmelerde belirtildiği gibi pamuk, sanayi ürünleri arasında üretimi en fazla yapılan ürün olmuştur. 

1980 sonrasında ise faaliyete geçen Mersin Serbest Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgeleri ile Mersin Sanayisi ve bölge ekonomisi önemli bir atılım içine girmiştir. 

MERSİN’DE SON DURUM: 

Mersin kent nüfusu da, 1980 sonrası yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalarak devamlı artış göstermiştir. 
Bu artış oranları, bölge ve Türkiye nüfus artış ortalamasının üzerinde yer almıştır. Bu anlamda Mersin bir göç merkezi haline bürünmüştür. Türkiye’de olduğu gibi Mersin’de de kentleşmenin gelişiminde itici, çekici ve iletici güçler etkili olmuştur. 

Bu üç güç çerçevesinde kentler gelişimini sürdürmüştür. Mersin’in bu süreç içerisinde; ılıman iklimi, iş gücü potansiyeline sahip olması, yaşam koşullarının çok uygun olması, turizm, sanayi, ticaret ve son 10 yıldır da üniversite olma özelliklerini/kimliklerini içerisinde barındırıyor olması Mersin’i “çekici” kılmıştır. 

Ancak bu çekicilik karşısında nüfusu Mersin’e yönelten göçe asıl kaynaklık eden itici faktörler de vardır. İtici ve çekici güçler/faktörler çerçevesinde düşündüğümüzde Mersin’de kentsel gelişim açısından gecekondulaşma, düzensiz yapılaşma, çevre kirliliği gibi çeşitli sorunlar doğmuştur. 

Bütün bu sorunlarına rağmen Mersin, Akdeniz boyunca uzanan, sonu gelmeyen temiz kumsalları, portakal ve limon bahçeleri ile birçok tarihi eserin bulunduğu, ülkemizin kendi kendine yetebilen sayılı şehirlerinden birisidir. Dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu başka bir şehir yoktur. 

Türkiye’nin en büyük gökdeleni, cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci camisi ve Hıristiyan dünyasının önemli merkezlerinin de bulunduğu Mersin, büyük şehirden sonra devlet opera ve balesinin bulunduğu tek şehrimizdir. 

Topraklarının % 50,8 orman olan Mersin, tertemiz havası, gelişmiş ekonomisi ve kültürel çeşitliliğinin verdiği hoşgörü ile 2000’li yıllarda da yerleşenin bir daha ayrılmadığı bir kent olmayı sürdürecektir. 

Ulusal Bağımsızlık Savaşı 

Mersin'in İngiliz ve Fransızlar Tarafından işgali 
Ünlü bir iktisat tarihçisi: “Ekonomik çıkarlar neredeyse, asker ve savaş oradadır" diyor. 1. Dünya Savaşı ekonomik nedenlerle çıkmıştı. Savaş sonucunda yenik düşen ülkelerin öncelikle ekonomik alanlarına ve kaynaklarına el konuldu. 

30 Ekim 1918, yer, Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. 1.Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Calthrope, 25 maddelik bir Mun'akit Mütâreke-Nâme imzalatmaya zorluyordu. 

Tarih kitaplarımızda "Mondros Mütarekesi" olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919'da Paris'de toplanarak Batı Anadolu'yu Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu, dört bir yandan işgale başlanacaktı. 

17.12.1918 günü sabahı İngilizler Mersin'i işgale başladılar. Ş. Develi bu işgali şöyle anlatır: "Saat 9'da Mersin iskelesine yaklaşan bir filikadan çıkan İngiliz Subayı, iskele komiser muavinine bir zarf vererek gemisine dönmüştür. Mutasarrıf Galip Bey, Hükümet Konağı'nda Jandarma Bnb. Hüseyin Hüsnü, Emniyet Komiseri Hüsnü ile toplantı halindeydi. Tercüme edilen İngiliz subayının getirdiği mektupta "Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya'nın işgaline Mersin'den başlanacağını, çıkarmanın istasyon yakınlarındaki iskeleden yapılacağını, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması ve herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirlerine ait olacağı bildiriliyordu ve "iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Kolejinin işgal edileceği, gerekli tedbirlerin alınması" isteniyordu. 

Saat 10 sularında Yzb. Mehmet Selahittin Han'ın Müslüman Hint bölüğü Alman iskelesinden çıkarak İngiliz fabrikasına yerleşmişlerdi. İşgalin ilk günleri olaysız geçmiştir. İşgalin başında bulunan Bnb. Bak, Mutassarrıf Galip Bey ile irtibat kurmuş ve yönetime karışmamıştır. İşgalci İngilizler karargâhlarını Amerikan Koleji binasına kurmuşlar ve Üstg. Arthur komutasında istasyonda bir kontrollük tesis etmişlerdir. Olaysız geçen 16 günden sonra 2.1.1918 günü Yrb. Romieu komutasında Fransız işgal askerleri ve Ermeni Lejyon alayı Gümrük iskelesinden çıkarak Taşhan'a yerleşmiş ve işgale katılmışlardır. Fransız işgal kuvvetlerini Ermeni gönüllüleri; Taşhan, Araplar köyü, Hristiyan köyü ile Zeytinlibahçe'de çadırlara, Tunuslu ve Cezayirli askerler de askeri kışlaya ve Müftü Medresesi'ne yerleşmişlerdir. 

12.11.1919 tarihinde İngiliz kuvvetlen çekilmiş ve işgalci olarak Fransızlar kalmıştır. Fransız işgal komutanlığı 19.01.1919 tarihinde yayınladıkları emirname ile Baş Administratör olarak Alb. Bremon'un Adana'ya ve Guvarnör olarak Bnb. Anfre'nin Mersin'e atandığını bildirmiştir. Anfre, hükümet konağının salonunu çalışma yeri olarak kendisine ayırmıştır. Fransız konsolosluk memurlarından Mardiros Dellalyan'ı tercüman. Deniz Subayı Tilçer'i Gümrük Kontrolörü, Üstg. Salandrı Belediye sorumlusu, Başçavuş Patini'yi Komiserliğe, Yd. Tgm. Yakupyan'ı Jandarmaya ve Hapet Tulumcuyan'ı Maliyeye atamıştır. 

Guvarnör Antre, Mutasarrıf Galip Beyden idare amirleri ile çeşitli cemaat mümessilleri ile tanıştırılmasını istemiş ve Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kanbur Cemal, Tapu Müdürü Lazkiyeli Şükrü, Tahsilat Müdürü Mehmet Latif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulisi, Ceza Mahkemesi Reisi Osman, Bidayet Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü İhsan, Jandarma Komutanı Bnb. Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Beyle tanıştırılmıştır. Guvarnör Anfrei'nin önerisi üzerine hayır • cemiyetlerinin kurulmasına başlanmış, ancak "Türk" adına tahammül edemediği için kurulmak istenilen Türk Hayır Cemiyetinin adı evvela Cemiyetül islamiyetül Hayriye ve sonradan değiştirilerek İslam Hayır cemiyeti ismini almıştır. Cemiyet başkanlığına Müftü Abdullah, ikinci başkanlığına Ahmet-Ergelen ve Galip Hasip ve üyeliklere Ziya - Yalaz, Dr.Hayri - Tolunay - Ömer Lütfü - Kutay, Niyazi - Develi, Hacı Yusuf Ağazade Tahsin, Hıdıroğlu Ali Beyler seçilmişlerdir. Cemiyetin bilinen toplantı yeri Yeni Camii odasıydı. Bu arada Jandarma Komutanı vekili Yzb. Haydar, Bl. Komutanı Galip, Jandarma Katipi Ali Rıza, Ziya, Dr. Hayri beylerden müteşekkil gizli bir cemiyet daha kurulmuş ve Tarsuslu Palancı Mahmut Ağa'nın evinde toplanarak işgale karşı koyacak çalışmalarda bulunuyorlardı. 

Başka cemiyetlerde kurulmuştu. Cemiyetül islamiyetül Arabiyetül Hayriye, Cemiyetül İslamiyetül Hayriyetül Şiiye ve lslami cemiyetlerin dışında; Birleşik Ermeni cemiyeti, Rum cemiyeti, Ortodoks ve Marunilerin Arap Hristiyan cemiyetleri, Musevi cemiyeti, Kürt yardım cemiyeti." 

Mersin'de Kuvayi Milliye Hareketinin Kuruluşu 
A. Demirtaş bu olayı şöyle anlatır: "Sivas Kongresi'nde (4-12 Eylül 1919), Mustafa Kemal'in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgütlerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplanması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı. 

Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel'de de milli örgütler, çalışmalarını bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri (çeteleri) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı. 

Mustafa Kemal, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara'daki 20.Kolordu'nun kuzeyden, Konya'da bulunan 12.Kolordu'nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdir. 

Bu talimata göre Konya'daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Kelolukyöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket planını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel'in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar (20 Şubat 1920). Kaza merkezi Erçel idi. 

Mersin ve Tarsus'un kıyı ve ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan, Batı İçel'den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel'in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Güzeloluk, Yağda, Sorkun ve Tepeköy güzergâhından Efrenk'e (Arslanköy) ulaşılabildi. 1 Mart 1920'de burası işgalden kurtarıldı. 

Mersin - Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri 
Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti'ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım (Çolak Ali) getirildi. 20 Mart 1920'de Belenkeşlik'de Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Başkanlığına da Hacı İshak Ağa getirilmişti. 

25 Mart 1920'de Mersin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. 

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. 
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Mersin Sancağının da Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilmesi için 5 milletvekilliği için 4 aday göndermiş, birisini de Mersin halkının seçmesini ve sonucunun acilen, 23 Nisan 1920 tarihine kadar ulaştırılmasını istemiştir. Mersin işgal altında olduğu için, aday seçiminin Elvanlı'da olması, hazır bulunan 40 kusur kişinin oyu ile Ziya (Eraydın) Bey seçilmiştir (3 Nisan 1920). 

Daha sonra Kurtuluş Savaşı için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Müdafaa-i Hukuk Üyeleri Gözne'ye gelerek ve Muhtar Maraşlı Ali Efendi'nin de fikri alınarak, sonradan vali konağı olan bina 10 yataklı bir hastane şekline getirilmiştir. İçel'deki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden istenen yardımlar da gelmeye başlamıştır. İlk kez 1 Haziran 1920'de Silifke'den 1.350 liralık yardım ulaşmıştır. Bu yardımlarla sağlanabilen silah, cephane, giyecekler dağ köylerinin belirli merkezlerinde depolanmıştır. 

Mersin - Tarsus Cephelerinde Yapılan Savaşlar 

Savaş düzeni olarak Mersin - Tarsus bölgesi üç bölüme ayrılmıştır. Alata deresiyle Deliçay arası Mersin grubunu; Deliçay ile Tarsus Çayı arası Tarsus grubunu; Tarsus Çayı ile doğusu da Kavaklıhan grubunu teşkil ediyordu. Milli Müfrezeler (birlikler) bu alanlarda yerleşerek savaş düzenini alacaklardı. 

Heyeti Temsiliye'nin talimatı üzerine Tarsus grubundaki müfrezeler şunlardır: Bozkurd Müfrezesi, Tarsus Gençler Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Demirbaş Müfrezesi, Tozkoparan Müfrezesi, Gökbayrak Müfrezesi, Süvari Müfrezesi, Göçüklü Karahacı Müfrezesi, Polat Ağa Müfrezesi, Incirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi, Kamberlihöyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi, Eminlik'den Molla Nasuh Müfrezesi, Karayaylalı Müfrezesi, Berdan Müfrezesi, Semil Çavuş Müfrezesi, Efeler Müfrezesi, Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi, Urfalı Mehmet Müfrezesi, Kurbanlı Akış Ağa Müfrezesi. 
İşgal kuvvetleriyle Kuvayi Milliye arasında Mersin grubunda Başnalar, İçmeler, Subendi, Emirler, Kızılyar, Mezitli ve Arpaçsakarlar savaşları yapılmıştır. 
Tarsus gurubunda ise Eshabıkehf, Hacıtalip, Bağlar ve Karadırlik Kavaklıhan grubunda da Karboğazı ve Kavaklıhan savaşları yapılmıştır. 

20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması İmzalanıyor 

Asker ve silah bakımından Milli kuvvetlerimizden kat kat üstün olan Fransızlar, Mersin, Adana, Urfa, Antep ve Maraş gibi geniş bir cephede tutunarak Ermenilerle ortak bir devlet hayali içindeydiler. Fakat Milli kuvvetlerimizden beklemedikleri çetin bir gerilla savaşı karşısında umutsuzluğa kapılarak verdikleri ağır kaybı daha da büyütmek istemediler. Fransa'daki iç siyasi çekişmelerde savaşı bırakıp çekilmeyi gerektirdiğinden, önce Ankara'da kurulan yeni Türkiye devletini tanıdılar. 
Fransızlarla başlayan temaslar ve görüşmeler sonucu 20 Aralık 1921 tarihinde Ankara'da Franklin Bouillon ile Fethi Okyar arasında Ankara Antlaşması adıyla bilinen bir antlaşma imzalandı. Ankara Antlaşması, özerk bir yönetime sahip olmasını öngördüğü İskenderun Sancağı dışında, bütün Kilikya'nın, bu arada Mersin ve İçel'in Türkiye'ye bırakılmasını öngörüyordu." 

Mersin ve Tarsus'un Kurtuluşu 

Ankara antlaşmasının taraflarca onaylanmasından sonra, Fransızlar işgal altında tuttukları Kilikya kentlerini kısa süre içinde boşalttılar. Fransızlar'ın Tarsus'u boşalttıkları gün 27 Aralık 1921'de, Adana'daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü Tarsus'a, 3 Ocak 1922'de de Mersin'e girdi, böylece Mersin ve Tarsus'un kurtuluşu sağlanmış oldu. 

Atatürk'ün Mersin Ziyaretleri 

Atatürk yurdun birçok yerini olduğu gibi, Mersin'i de birçok defa ziyaret etmiştir. Mersin'e ilk ziyareti Cumhuriyetten önce 5 Kasım 1918'de olmuştur. Atatürk, bu ziyaretinde Silifke sınırları ve Toros eteklerinde, karakolların artırılmasını ve dağ köylerine depolardaki yeni silah ve cephanelerden bol miktar da dağıtılmasını yetkililere tavsiye etmiştir. 

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat-4 Mart 1923 arasında İzmir'de toplanan "Türkiye iktisat Kongresi’nden sonra ilk yurt gezisini Adana ve Mersin'e yapmıştır. Mersin ve Tarsus'u ziyaret etmek üzere Gazi ve yanındakiler, 17 Mart 1923 Cumartesi sabahı 9.45'de Adana'dan trenle hareket etmişlerdir. Yenice istasyonunda Mersin ve Tarsus’tan gelen heyetlerin karşıladığı tren, Tarsus’tan halkın coşkun sevgi gösterileri ve alkışları arasında yavaşça geçerken, Gazi, pencereden Tarsusluları selamlıyordu. 

Saat 11.30'da murt dallarıyla süslenmiş Mersin tren istasyonuna halkın coşkun tezahüratlarıyla girdi. Gazi, eşi Latife Hanımla trenden indikten sonra istasyon önündeki merasim kıtasını teftiş etti. Önce hükümet binasına, daha sonra da Belediye binasına gelen Gazi, başkandan belediye hizmetleriyle ilgili bilgi aldı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Gençler Yurdu'nu ziyaretinde, gençlere çok çalışmalarını tavsiye ederek, Türk Ocağı'na katılmalarını önerdi. 

Belediyenin şereflerine verdiği ziyafete katılmak üzere hep birlikte Mersin Palas Oteline (Günümüzde Mersin Oteli), daha sonra Askeri Mıntıka Kumandanlığına gidildi (Yandığı yerde şimdi Özgür Çocuk Parkı vardır.). Burada Askeri törenle karşılanan Gazi ve yanındakiler, bir süre dinlendiler. Binanın bir bölümünde öğretim yapılan Mersin Ticaret Rüştiyesi ‘ne geçildi. Girdikleri sınıfta dersi dinleyen ve öğrencilere sorular yönelten Gazi, alkışlar arasında binadan ayrıldı. 

Program gereğince Millet Bahçesi'nde çay içilecek, kent adına Hükümet Tabibi ve Türk Ocağı Baş kanı Dr. Reşit Galip Bey konuşacaktı. Bahçede murt dalları, çiçeklerle süslenmiş ve bayraklar asılmış yüksekçe bir yer hazırlanmış; yaldızlı büyük iki koltuk konulmuştu. Ancak, Gazi bahçeye girdiğinde iki tahta sandalye çekti, eşiyle birlikte oturdular, çaylar içildi. Reşit Galip Beyin heyecanlı bir ses tonuyla söylediği, anlamlı ve samimi hitabını dinlerken ve özellikle "senin büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmendir" sözlerinden çok duygulandı. Sonra kürsü olarak hazırlanan masanın üzerine çıkarak "Mersinliler, memleketiniz, beldeniz Türkiye'nin çok mühim bir noktasında bulunuyor. Çok mühim ticaret noktasıdır. Memleketiniz bütün Dünya ile Türkiye'nin irtibat noktasının en mühim yerindedir. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz.... Aziz Arkadaşlar, bu memleketin hakiki sahibi olunuz" dediği hitabesini söyledi. 

Sürekli alkışlar ve övgü sözleri arasında kürsüden indi ve halkın "Yine bekleriz Paşam" tezahüratıyla istasyona uğurlandı. 16.30'da Tarsus'a hareket ederken pencereden uğurlayanlar, selamlıyordu. 

Atatürk 20.1.1925 tarihinde yine Eşi Latife Hanımla birlikte Mersin'e gelmiş ve günümüzde Atatürk Evi olarak müzeye dönüştürülen Christmann Köşkü'nde misafir edilmiştir. Bu ziyaretinde Mersin'de iki gün kalmıştır. Atatürk Hac, Beyden, güneyde bir çiftlik almak istediğini ve tavsiye edecekleri bir yer olup olmadığını sormuştu. Hacı Bey, Silifke'de bir yer olduğunu söylemiş ve Atatürk 29.1.1925 günü satın almak istediği Tekir-Olukbaşı çiftliğine gitmiştir. Bu çiftlik Abidin Paşa'dan Bodasakiye, kurtuluştan sonrada hazineye geçmişti. Atatürk çiftliği hazineden satın almıştır. Burası modern bir çiftlik haline getirilmiş, bağış üzerine yine hazineye devredilmiştir. 

Atatürk, 10.5.1926 tarihinde Konya üzerinden trenle Mersin'e gelmiş ve doğruca limandaki Ertuğrul yatına binerek Taşucu’na gitmiştir. 

Atatürk, bundan sonra üç defa daha Mersin'e gelmişse de kentte kalmamıştır. 

Atatürk, 19.11.1936 tarihinde yine tren yoluyla Mersin'e gelmiştir. Bu gelişinde Vali Konağı'nda kalmıştır. Mersin Valisi olan Rüknettin Nasihioğlu'na:"Vali Bey, konağı çabuk düzenle ve noksanlarını tamamlayın. Her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum" demiştir. 

Atatürk'ün Mersin'e son gelişi ise 20.5.1938 Cuma günü 13.30'dur. Bu ziyaretinde de Vali Konağı'nda kalmıştır. Konağın balkonunda oturduğu sürece halk karşı kaldırımda, oradan ayrılıncaya kadar, uzun süre sevgi ve ilgi ile büyük kurtarıcıyı izlemiştir. 

Atatürk'ün Tarsus Ziyareti 

17 Mart 1923 günü Gazi, Eşi Latife Hanım ile beraber Mersini ziyaret ettikten sonra akşamüzeri Tarsus'a geldiler. Akşam yemeğini yemek üzere Mehmet Rasim (Dokur) Bey'in evine gidildi. Mehmet Rasim Bey, İstiklal Savaşı'nda, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun tüm bez ihtiyacını kendi fabrikasında dokuyup göndermişti. Gazi, akşam yemeğinde Rasim Bey'e: "Kurtuluş Savaşımızda bize fabrikanız ile büyük destek sağladınız. Ordunun bez ihtiyacının büyük bir kısmını temin ettiniz. Size borcumuz oldukça çoğalmıştır. Size olan borcumuz nedir ve nasıl öderiz?" diyen minnet dolu sözlerine Rasim Bey'in yanıtı şöyle olmuştur: "Paşam, Türk Ordusuna fabrikam feda olsun. Hükümetimizin bana hiç bir borcu yok." 

17 Mart gecesi Atatürk ve eşi, eski belediye binasının bulunduğu yerde (Bu bina 1958 yılında yıkıldı.) kaldılar. Binanın etrafı çepeçevre Tarsuslu insanlarla dolup taşmıştı. Etrafta meşaleler, ateşler yakılmış, adeta tüm Tarsuslular nöbet tutmuşlardı. Gazi, arada bir kaldığı binanın balkonuna çıkıp Tarsusluları selamlıyordu Gazi, balkondan: “Vakit geç oldu. Lütfen istirahat edin. Evlerinize çekilin" diye seslenmesine rağmen, Tarsuslular Gazi'nin kaldığı evin etrafında sabaha kadar oturdular. 

18 Mart 1923 günü, Şelale civarında bulunan Sadık Paşa'nın un fabrikasına giden Gazi ve eşi, burada sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra, Şeyh Sünusi'nin evini ziyaret ettiler. Gazi, buradan Türk Ocağı'na giderek gençlere seslendi. Hatıra defterine de şunları yazdı: “Tarsus Türk Derneği altında birleşen ve Türklük harsını (kültürünü) yükseltmek gibi kıymetli vazife ifa eden Türk Gençliğini takdir ederim. Temenni ederim ki; dernek bu dakikadan itibaren Tarsus’ta Türk'ün sönmez ocağının yandığını ismi ile de ilan etsin. 18-19 Mart 1923 Gazi" Aynı gün çiftçilere hitaben de bir konuşma yapan Gazi, Tarsus'un birçok tarihi ve dini yerlerini de gezdi. Paşayı izleyen Tarsuslular arasında bulunan kadın mücahit Adile Çavuş: “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam" diyerek Gazi'nin ayaklarına kapanmıştır. Atatürk, Adile Çavuş'u elinden tutarak kaldırmış: “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın" diyerek o ünlü sözlerinden birini söylemiştir. 

Daha sonra İttihat ve Terakki Mektebini (Eski Türk Ocağı İlkokulu) ziyaret eden Gazi Paşa, burada öğrencilerle jimnastik dersi yapmış, sınıfta ise tarih dersi vermiştir. Atatürk, 27 Ocak 1925'de Silifke'yi de ziyaret etmiştir. 



MERSİN’İN KRONOLOJİK TARİHİ – Ziya AYKIN

 

MERSİN’İN KRONOLOJİSİ – ZAMANDİZİLİ MERSİN TARİHİ

– Mersin,  güneyi deniz, kuzeyi, doğusu ve batısı tarihle çevrili bir yeni kenttir.  Helenistik döneme ait olduğu sanılan Zefiryum Kenti kalıntılarına şehrin merkezinde,  bugünkü Kültür Merkezi Binası yakınlarında rastlanmıştır ama yeterli bilgi ve görünürde izi yoktur.
Artik Mersin’in orta yerinde kalmış olan “Yumuktepe” de Yontma Taş Devrinden günümüze kadar üzerinde yaşamın hiç eksik olmadığını biliyoruz. Yine şehir içinde kalmış “Viranşehir” de ve çok yakın köylerdeki kalıntı,  buluntular ve belgelerle yüzyıllar öncesine gitmek mümkün. Ancak bu bilgiler tanıtmaya çalıştığımız “Mersin Şehri” ile doğrudan .ilgili değil.  Şehir içinde  200 yaşında bir bina veya sokak,  yaşlı bir ağaç hatta isim bulmak mümkün değil.

– M.Ö. 7000  Yumuktepe’de yaşam sürüyor.

– M.Ö. Akatlar doğal zenginliklere el koymak için sefer düzenledi.

– M.Ö. 1700-1200 Kizuvatna Krallığı yaşandı

–  M.Ö. 1200-612 Kue Krallığı yaşandı

– M.Ö. 5. Yüzyılda Heredot, (diğer adı murt olan bitkiye) MERSIN diyerek yazdı. Eskiden Akdeniz ve Ege kıyılarında oldukça fazla olduğu anlaşılan Mersin ağacı (yahut bitkisi) bölgemizde halen hemen tamamı tarım alanı dışında ve doğal olarak bulunmaktadır.

–   M.Ö. 546-333 Pers Krallığı yaşandı

–   M.Ö. 333 Büyük İskender Pers egemenliğine son verdi.

–   M.Ö. 301-101 Selevkoslar Dönemi yaşandı

–  M.Ö. 101- M.S.-395 Roma Dönemi

–  M.Ö. Roma İmparatoru  Sezar yöreye geldi.

–   M.Ö. Kilikya Kıbrıs’a bağlandı.

–  M.S. 17 II. Tarkondimotos’un ölümü üzerine Kilikya bir Roma eyaleti olan Suriye’ye bağlandı.

–  M.S. 395-661 Bizans Dönemi yaşandı

–  M.S. 561 Kilikya’da büyük bir deprem oldu.

–  M.S. 685-960 Yörenin Bizans ve Araplar tarafından sık sık el değiştirdi.

–  M.S. 960 Bizanslılar yöreye egemen oldu.

–  1082 Süleyman Şah’ın yöreye egemen oldu.

–  1124 Ermeniler Tarsus’u ele geçirdi.

–  1224 Anadolu Selçukluları Dönemi başladı.

–  1228 Alaaddin Keykubat yöreye Türkmenleri yerleştirdi.

–  1243 Moğollar, Ermenilerle bereber Türklere saldırmaya başladı.

–  1254 Karamanoğulları egemenliği başladı.

– 1357 Silifkenin Karamanoğulları Beyliğinin eline geçti.

–  1473 Gedik Ahmet Paşa’nın Silifke’yi Osmanlı topraklarına dahil etti.

–  1516 Mersin ve Tarsus yöresi Osmanlı yönetimine girdi.

– 1670 Evliya Çelebi  “Gerendir Nehri’nden sonra Mersin Oğlu denilen 70 haneli bir Türkmen Köyü’ne misafir olduk” dedi.

–  1812 Bir İngiliz Kaptan (Beaufort) “Biri birinin üstüne yapılmış birkaç kulübeden oluşan bir yer” olarak not aldı.

–  1831   2. Mahmut’un görevlendirdiği Göğçeli Koloğlu Mehmet ağa bugünkü “Yoğurt Pazarı”nı  kuruldu.

–  1832 Yoğurt Pazarına en yakın kıyıya ahşap kazaıklar çakılarak küçük bir iskele kuruldu. (Daha sonra geliştirilerek Gümrük İskelesi halini aldı.)

–  1832   Mısırlı İbrahim Paşanın Çukurova’yı işgal etmesi ve pamuk üretiminde gerçekleştirdiği yenilikler bölgenin çehresini değiştirdi ve özellikle Mersin’in büyümesini tetikledi.

–  1834 Bu günkü PTT eski binası önüne ilk iskele çakıldı.

–  1837 Mersin, köy olarak Göğçeli nahiyesine bağlandı.

– 1838 Batı Avrupa ülkeleri ile imzalanan serbest ticaret anlaşması ve tanzimat fermanıyla imparatorluğa yabancı sermayenin girmesine, gayri müslim vatandaşlara ve levanten denilen yabancı tüccar ve işadamlarına kolaylıklar ve imtiyazlar sağlandı. Bu durum deniz kıyısındaki kentlerin ve özellikle Mersin’in gelişmesinde çok etkili oldu.

–  1839 Yöre yeniden Osmanlı yönetimine bağlandı.

– 1842 Adana Vilayet salnamesinde Mersin’den “Bazı kayık ve gemilerin uğramaya başladığı” yer şeklinde bahsedildi.

–  1852 Mersin, Tarsus kazasına bağlı nahiye yapıldı.

–  1852 Göğçeli Nahiyesi Mersin’e taşındı.

–  Arap Ortodoks Mihail Arhengelos Kilisesi açıldı.

–  1854 Katolik Erkek Koleji açıldı.

–  1855 Mersin Valide Sultan Vakfı Oldu

–   Seyyah V.Langlois  “deniz kenarında güzel evler var” şeklinde not aldı.

–  1855 Sultan Abdülmecid, Latin Katoliklerin deniz kıyısında kilise yapmalarına izin verdi. (Şimdiki İtalyan Katolik Kilisesi)

–  1855 Adana Valiliğine gönderilen bir fermanda  “… Tarsus kazası civarında Mersin iskelesi nam mahalde deniz kenarındaki kumluklar üzerine dükkan ve ev yapmak isteyen bazı kimseler” olduğunu ancak “İstanbul’da Deftername-i Amire’de Mersin iskelesi ve karyesi (köyü) hakkında bir kayıt olmadığı gibi, bir vakıf ve arazi dahilinde olup olmadığı anlaşılamamıştır”  denildi.

– 1859 Süveyş kanalı inşaatına başlandı. Bu inşaata kereste ihracatı Mersin’in büyümesinin önemli nedenlerinden biri oldu.

–   1860 Özellikle Lazkiye’den  ve kısmen Beyrut’tan Mersin’e göç başladı.

– 1861 Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan adına şimdiki Eski Cami’ nin Uray Caddesi köşesindeki çeşme yaptırdı.

– 1861 Toroslardan Süveyş Kanalı için kereste sevkiyatı başladı.

–  1861 Lazkiye ve Beyrut tan göçler başladı.

–  1863 İlk fabrika  (Gold çırçır)  açıldı.

–  1864 Tarsus’tan ayrılıp Kalınlı, Göğceli ve Elvanlı nahiyelerini de içine alarak “Kaza”   oldu. İlk Kaymakam: Halepli Mahmut Gürani.

–  1864 Mısır’dan getirilen önemli miktar pamuk tohumu üreticiye dağıtıldı. Pamuk üretiminin yaygınlaşması sağlandı.

–  1865 Bezmialem Valide Sultan Çeşmesi yapıldı.

–  1866 Şimdiki  “Taşhan” ın önünde  5m genişliğinde ve 95 m. uzunluğunda “Taş İskele” yapıldı.

–  1869 Bezm-i Alem Valide Sultan Vakfı tarafından yaptırılan Cami-i Atik ibadete açıldı.

–   1870 Fırka-i İslahiye kapsamında, Çerkezler ve Yörükler yerleşime zorlandılar.

–   1870 Ermeni Ortodoks Kilisesi inşa edildi.

–   1870 Arap Ortodoks Kilisesi yapıldı.

–  1871 Şimdiki adıyla  ” Taşhan”   iş merkezi inşa edildi. (Mavromati ve Vaynani tarafından yatırıldı)

–  1872  İlk Rüştiye açıldı. 4 yıllık olan bu okulun ilk öğretmeni Ahmet Hamdi Efendi’dir.

–  1873  “Mersin Belediyesi”  kuruldu. (İlk başkan  Salih Bey)

–  1873 Adana –  Mersin karayolu açıldı.

– 1873 Cami-i Atik yanında ilk Sıbyan Mektebi açıldı.

–  1874 Massagarie Maritimes iskelesi (ilk özel iskele) yapıldı.

– 1876 Şimdiki Nüzhetiye Camisi “Maroni Kilisesi” olarak yapıldı.

– 1877 Şehirde 98 dükkân, 50 toptancı, 55 değirmen, 38 fırın, 22 imalathane, 10 boyahane, 32 cami, 12 kilise, 91 mektep bulunduğu tespit edildi.

– 1878 Arap Ortodoks Kilisesi inşa edildi.

– 1879 Nüfusun önemli bir kesiminin Rum, Suriye ve Lübnan’ lı Hıristiyan ve diğer yabancılardan oluştuğu, Türklerin devlet memuru veya taşımacılık işlerinde çalışan azınlık olduğu yazıldı.

–  1880 Toplu hâkimli Ticaret Mahkemesi kuruldu.

–  1880 Eski, basit fenerin yanına yeni bir deniz feneri yapıldı.

–   1880 Adana Vilayet Salnamesine göre şehirde 48 büyük mağaza, 3 hamam, 4 otel, 500 dükkân vardı.

–   1880 Şimdiki MTSO binası önüne “Tuz İskelesi” olarak bilinen iskele yapıldı.

–  1880 Nüfusu  3010 kişi müslüman olmak üzere 4.070 kişi olarak sayıldı.

–  1882 İlk Medrese Müftü Emin Efendi tarafından  açıldı.

–   1883 İkinci bir iskele yapıldı.

–   1884 Müftü Camii inşa edildi.

–   1884 Ziyapaşa Gazinosu açıldı.

–   1885 Kıbrıs, Niğde, Suriye, Lübnan ve Mısır’dan göçler oldu.

–   1885 Şimdiki bitpazarının yerinde Rum Ortodoks Ayios Georgis  Kilisesi yapıldı.

–  1886  Ağusos 02  Adana – Tarsus – Mersin Demiryolu hizmete açıldı.

–  1886 Orta Doğunun en büyük ticaret merkezlerinden birisi olma yolundaki Mersin’de konsolosluk sayısı 12 yi buldu.

– 1886 İstasyon – Gümrük Meydanı ve ayrıca Mesudiye Mah.  Soğuksu  Cad. Aralarına özel dekovil hattı kuruldu.

– 1886 Aralık 18  Mersin Ticaret Odası kuruldu.

–  1887 Katolik Kız Koleji açıldı.(Sonra Çankaya ilkokulu)

–  1888 Osmanlı Bankası ve Ziraat Bankası açıldı.

–  1888   Mersin “Sancak Merkezi” oldu. Tarsus,  Adana’dan ayrıldı,   Mersin’in ilçesi yapıldı.

–  1890 Bu yıl gelen vapur sayısı 264, yelkenli sayısı 1004 olarak tespit edildi.

– 1890 Daha çok gayri müslimlerin çıkardığı gazeteleri basan “Papazın Matbaası” kuruldu. ( İlerdeki yıllarda sahip değiştirip  “Yeni Mersin Matbaası” adını almıştır)

–  1890 Gayri müslim kızlar için okul açıldı. (Partenagogion)

–  1890 Mersyna Oil Mill. Co. Ltd. tarafından yağ fabrikası kuruldu.

–  1890 Medrese Mahallesinin adı Hamidiye Mahallesi olarak değiştirildi.

– 1891 Duyun-u Umumiye için yapılan envanterlerde şehir nüfusunun 5 000 Müslüman, 4 000 diğer dinlerden olmak üzere 9 000 civarında ve gelip geçici insanların çokluğunun dikkat çekici olduğunun belirlendiği, geniş sokaklı şehirde evlerin beyaz kesme taştan, tek katlı, üstü teraslı olduğu,  her yıl yeni bir mahalle eklendiği yazıldı.

–  1892 Telgraf Memurluğunun yanına posta bölümü de eklendi.

–  1892 Karantina teşkilatı kuruldu.

–  1893 Mersin’de açılan konsolosluklar 12 oldu.

–  1893 Duyunu Umumiye Mersin Şubesi açıldı.

–   1895 Yeni bir iskele açıldı.

–  1896 İlk İçkili saz açıldı. Adı “Şıh’ın Sazı”  idi.

–  1896 Şimdiki Büyük Hamamın karşısında Ermeni Katolik Kilisesi açıldı.

–   1897 İnas (kız) İptidai (ilk) mektebi (okulu) açıldı.

–   1897 Mersin’in Rum zenginleri bu günkü “Atatürk Evi” ni inşa etti.

–   1898  Mağribi Camisi yapıldı.

–   1893 Tahtalı Cami açıldı.

–  1898 Şimdiki Salim Güven İlkokulunun bulunduğu yerde Ermeni Protestan Kilisesi açıldı.

–   1898 Pamuk işleyen ve buz üreten bir fabrika kuruldu.

–    1898 Latin İtalyan Katolik Kilisesi inşaatı bitti.

–   1899 Çok sayıda aile Girit’ten gelip yerleşmesiyle İhsaniye Mahallesi kuruldu.

– 1900 Hızla büyüyen şehir, Mesudiye, Mahmudiye, Nusretiye, Kiremithane, Hamidiye ve İhsaniye gibi yeni mahalleleriyle yılda  300 ton pamuk işleyip 200 ton bez üreten, buharla çalışan yeni bir fabrikasıyla, Tipik Avrupa Akdeniz kentleri görünümündeki  yaşamıyla yeni yüzyıla  heyecanla, hareketle, umutla başladı. Nüfus 23.443 idi, 1584 mesken, 320 dükkan,  14 meyhane, 2 gazino, 5 lokanta …. vardı.

–  1900 Gümrük Meydanı’na “Yeni Cami” inşa edildi.

–  1900 Şimdiki gökdelenin yerine un fabrikası yapıldı.

–   1901 Eski vilayet konağı (Bugünkü Valilik karşısında)  yapıldı

–  1902 İlk karma okul olarak Müftü köprüsü yanında yaptırılan Hamidiye Muhtelit İptidai Mektebi, Mutasarrıf Cemal Bey tarafından açıldı.

–   1903 Pamuk işleyen ve buz üreten bir fabrika daha kuruldu.

–  1903 “Hadra Hamamı”  yapıldı. (1967 yılına kadar işletildi.)

–   1904 Mısırlı Munassah’ın çiftliğinin yerine yapılan Kışla’nın inşaatı bitti.

–  1904 Mutasarrıf Nazım Paşa tarafından yaptırılan depodan şehre içme suyu verilmeye başlandı.

–  1906 Soğuksu caddesinde havra açıldı.

–   1906 Mersin – Adana demiryolu Haydarpaşa – Bağdat hattıyla birleşti.

–   1908 Temmuz. Mersin Devlet Hastanesi açıldı.

–    1908 Yeni Cami ibadete açıldı.

–  1909 Rüştiye mektebi, İdadi’ye dönüştürüldü.  (İşgalde Fransızlar kapattılar)

–   1909 Alman iskelesi adı verilen yeni bir iskele daha yapıldı.

–  1910 10 Ocak.  İstanbul dan gelen Tanin Gazetesi Yazarı Ahmet Şerif, Mersin için şöyle yazdı “ Mersin’in ilerlemesi halkının isteği veya hükümetin çalışması ve teşvikiyle olmamıştır. Hep yabancıların lehine, yerlilerin aleyhinedir. Dışarıdan gelenler kazandıkça, yerliler, hak sahibi olanlar kaybetmiştir. Mersin Mersinlilerin zararına ilerlemiştir.

– 1910 İngiliz Witall Şirketi, The Mersna Oil and Cake Mill Co. Ltd tarafından yağ fabrikası açıldı. (İngiliz fabrikası olarak anılır)

–  1910 Soya,sabun, buz, çeltik,iplik bölümleri de eklenen Bodosaki un fabrikası dekovil hattı ile iskeleye bağlandı.

–  1911 Şimdiki Limanın orta yerine “Gaz İskelesi” yapıldı.

–   1911 Çırçır, Un, pres, çeltik fabrikaları peş peşe açıldı.

–   1911 Büyük bir kolera salgını oldu.

–  1912 Haftada iki kez yayınlanan “Tarsus” gazetesi  (Mersin’de) basılmaya başladı.

–  1912 Tramvay tesisi hizmete açıldı.(Gümrük Meydanı – Müftü Mahallesi)

–   1913 Yunanlılardan kaçan Müslümanlar gemilerle Mersin’e geldi.

–   1915 Müstakil mutasarrıflık kuruldu.

–   1917 Sovyet devriminden kaçan Beyaz Ruslar geldi.

–  1918 05 Kasım.  Atatürk  geldi. Mersin’in işgal edileceğini sezmişti ve bu gelişi muhtemel Çete Savaşı için önerilerde bulunmak içindi. “Harp bitmedi, asıl mücadele bundan sonra başlayacaktır, silahlarınıza sahip olunuz” demiştir. (Ayrıntılı bilgi bu site içinde: Semihi Vural’ın “Atatürk Mersin’de” adlı kitabında)

– 1914 1927 yılına kadar sürecek önemli bir gerileme dönemi başladı. 1. Dünya savası nedeniyle Türk’lerin cepheye gitmesi, Müslüman olmayanların göçmesi, mübadele sonucu Rumların gitmesi, sömürgeci düşmanların işgali ve kurtuluş mücadeleleri sonucu nüfus da önemli bir azalma oldu, ticaret hacmi küçüldü.

–  1918 17 Aralık.  Şehir, İngilizler tarafından işgal edildi.

– 1919 02 Ocak Fransız kuvvetleri işgale katıldılar. Caddeler işgal süresince İngiliz, Fransız, yunan, Suriye,  ermeni bayrakları ile donatıldı.

–  1919 20 Ocak. Bir jandarma devriyemiz Müftü köprüsünün kuzeyinde Fransız ve Ermeni devriyesi ile silahlı çatışmaya girdi. KUVAYI MİLLİYENİN İLK KURŞUNU MERSİNDE ATILDI. Bir düşman askeri öldü. Bir Türk yaralandı.

– 1919 01 Kasım Mersin İdadisi Fransızlar tarafından kapatıldı. Müdür Nazmi Bey şehirden uzaklaştırıldı.

–  1919 20 Kasım.  İngilizler çekildiler.  İşgalci olarak Fransızlar kaldı.

–  1920 17 Mart. Fransızlarla silahlı çatışma başladı.

–  1920 1 Mayıs. Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Mersin şubesi kuruldu.

–  1920 Türk Ocağı okuma odaları açılarak kütüphane ile tanışıldı.

–  1920 Millet bahçesinin yanına “Cine Pathe” İlk Yazlık sinema açıldı.

–  1920 20 Temmuz “Çetelerimiz”  Fransızlarla  “Bağlar Savaşı” yaptı. (Bakınız “yumuktepe.com”)

– 1920 05 Ağustos. Pozantı Kongresi yapıldı.

– 1921  15 Şubat Suriye Fransız Bankası, Mersinde Deutsche Orient Bank binasında şube açtı.

–  1921 20 Aralık. Ankara Antlaşması yapıldı.

–  1921 27 Aralık.  Tarsus düşman işgalinden kurtuldu.

–  1921 Şehir kanalizasyon şebekesi çalışmalara başlandı.

– 1921 01 Aralık Mutasarrıf ve daire amirleri Gözne’den Mersin’e geldiler ve Hükümet binasına Türk bayrağı çektiler, çalışmaya başladılar.

– 1922 3 Ocak.  Her anı ayrı bir öykü olan “çete savaşları” sonunda, Mersin düşman işgalinden kurtuldu. (Kurtuluş uzun süre her yıl 5 Ocakta kutlandı) Adana’dan trenle gelen heyet ve 3. tabur 9. bölük mızıka takımı eşliğinde şehirde yürüyüş ve kutlamalar yapıldı.

–  1922 Mersin’in ilk gazetesi “Doğruöz” çıkmaya başladı.

–  1922 Turan Spor adıyla Kırmızı-Beyaz giysili spor kulübü kuruldu.

– 1923 17 Mart. Atatürk Mersin’e geldi. O gün Ata’ mız dönemin en önemli ulaşım aracı olan trenle geldi ve istasyonda büyük bir kalabalığın coşkun sevinciyle karşılandı. Civar köy ve kasabalardan gelen insanlar o küçücük Mersin’de büyük bir kalabalık oluşturdular.  Heyecan ve gurur içindeydiler,  onu yakından görebilmeleri için yaya olarak geçmesini rica ettiler.“ Gönüllerin Paşası”   bu isteği kabul etti ve hazırlanan arabaya binmeyip, halkın arasından yürüdü. Bir yanda kurbanlar kesiliyor, diğer yanda onu daha yakından görmek için dalgalanan kalabalık  “yaşa, varol” diye bağırıyordu.  Atatürk, Mersinlilerin sevgi gösterileri arasında yürüyerek geçti. Askeri kıta’yı teftiş etti. Hükümet binasında bir süre dinlendi ve sonra belediye binasına doğru ilerledi. Yolda gördüğü güzel binaları ihtiyar bir Mersinliye sordu. Aldığı cevap üzerine “Bu adamlar bu memlekette para kazanıp bu güzel binaları yaparlarken siz ne yapıyordunuz” dedi.. İhtiyar hiç düşünmeden ”  Yemende, Balkanlarda askerlik yapıyorduk, savaşıyorduk Paşam” Dedi. Paşa gülümsedi ve yüzünün ifadesi değişti. Yaşlı adama başka bir söz etmedi. (Atamız sonraki zamanlarda Mecliste,  Mersin ziyaretinin konuşulduğu sırada, bu konuşmayı aktarır ve “Hayatımda cevabını bulamadığım sözlerden biri de budur” der) Aynı yürüyüş sırasında yolunu kesen bir Hıristiyan Arap genç kız elindeki çiçekleri ona sundu ve bu sırada yaklaşan Arap tüccarlar ondan,   Suriye’yi de kurtarmasını istediler. Atatürk Milletler kendi geleceklerini kendileri tayin ederler dedi. Belediye binasında çeşitli görüşmeler yapıldıktan sonra Müdafa-i Hukuk Cemiyeti binasına gidildi. Burada yapılan görüşmeler bitince alt kattaki “Gençler Yurdu” nu ziyaret etti. Binanın eksiklerini gördü ve 1 000 lira bağışta bulunarak buranın “Türk Ocağı”na dönüştürülmesini istedi. Yine belediyedeki öğle yemeğinden sonra halka hitap etmek üzere Millet Bahçesine giderken kendilerini bağlı bulundukları cemaatin adıyla tanıtanlara,          Türk yurdunda, cemaat yoktur, Türk vatandaşı vardır.  Dedi.. Şimdiki Cumhuriyet Alanının güney kısmında bulunan Millet Bahçesinde Dr. Reşit Galip,  Atatürk’ün de hoşuna giden,  güzel bir konuşma yaptı. Ardından kürsüye çıkan Atatürk bu gezideki memnuniyetini belirtip teşekkür etti ve şöyle seslendi: Mersinliler, memleketiniz, beldeniz Türkiye’nin çok mühim bir noktasında bulunuyor ve çok mühim ticaret noktasıdır.   Memleketiniz bütün Dünya ile Türkiye’nin irtibatı noktasının en mühim bir yeridir. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz. Fakat bilmelisiniz ki –açık söyleyeyim- memleketinize hakim bulunmuyorsunuz…..    Sizin için zafer ve terakki sahası iktisadiyatta ve ticarettedir….Bunu takdir ediyorsanız çok çalışmaya mecbursunuz. Aksi halde memleketin gerçek sahibi olduğunu söyleseniz bile kimseyi inandıramazsınız. Bu hakikatle dolu sözlerim acıdır, fakat, hakikatı ifade ediyorum…… Son sözüm olmak üzere; bu memleketin hakiki sahibi olunuz. (Daha ayrıntılı bilgi bu sitede Semihi Vural’ın “Atatürk Mersin’de adlı kitabında)

–  1923 17 Mart Mersin’li Hadra Ailesinin bağışlarıyla yapılan “Gazipaşa” Kız Mektebi açıldı.

–   1923 Ekim 20 Belediye İskelesi hizmete açıldı. 143 m. uzunlukta, 10 m. genişlikte idi.

–    1923 20 Kasım Fransız okulu kapandı.

–   1923 Ticari İdadi açıldı.

–   1924 Konutlar için elektrik üretimine başlandı.

–   1924 “Mersin Vilayeti”  kuruldu. İlk Vali Hilmi Cerit.

–   1924 Lozan Anlaşmasına göre Yunanistan ve Girit’ten Müslüman kafileler geldi.

–  1925 Bulgaristan göçmenlerinden bu yıl içerisinde üç kez 289, 222, 370 göçmen geldi.

–  1925 20 Ocak. Atatürk geldi ve 11 gün “Atatürk Evi’nde “  misafir oldu. (Ayrıntılı bilgi bu sitede Semihi Vural’ın “Atatürk Mersin’de” kitabında ve sitedeki başka birçok makalede yer almıştır.)

–   1925  Şubat 19 Baro kuruldu.

–  1925 Tapu ve Nüfus kayıtları yandı.

–  1925 İlk Kışlık sinema açıldı.

–  1925 16 Ağustos.  Mersin İdman Yurdu spor kulübü kuruldu. İlk yıllarda sporun her çeşidiyle ün yaptı. Mersin halkına sporu tanıttı ve sevdirdi. Sonradan tamamen futbol kulübü haline geldi.  Mersin’de yaşayan ancak kendini misafir olarak görenler şehre sahip çıkmamanın doğal sonucu olarak Mersin İdman Yurdu’na da sahip çıkmadı.“Asansör takım” diye hafife alınarak bahsedildi. 2017-2018 futbol sezonunda kelimenin tam anlamıyla rezil oldu. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini basma kalıp oraya buraya yazanlar onun “Mersin’e sahip çıkmak”  sözünü nasıl anladıklarını da bir kez daha göstermiş oldular)

–   1925 Ermeni Kilisesi kapatıldı.

–  1925 Doğu illerindeki ayaklanma nedeniyle Doğu’dan bazı aileler Mersin ve köylerine yerleştirildi.

–  1926  28 Şubat  Başbakan İsmet İnönü trenle geldi. Sahildeki bir evde eşiyle dokuz gün kaldı. İnceleme ve ziyaretler yaptı.

–   1926 İlk sebze ve meyve hali binası (İtalyanlar tarafından) yapıldı. (Bu günkü kasaplar çarşısı)

–   1926 Mersin Liman Şirketi kuruldu ve ilk beton iskele yapıldı. (Civarına Yanık Mektep Mahallesi dendi.)

–  1926 Makarna fabrikası açıldı.

–  1926 Binası Mavromatiye ait olan Mersin İdadisi yandı.

–   1926 Mersin Ticaret ve Zahire Borsası kuruldu.

–  1926  30 Ocak Osmanlı Bankası açıldı.

– 1926 02 Şubat Başvekil İsmet İnönü eşiyle geldi ve 9 gün Mersin de kaldı

–  1926  10 Mayıs Atatürk 4. Kez Mersin’i ziyaret etti.

–  1926  02 Kasım Mersin halkında toplanan ve şehrin adı verilen uçak THK na hediye edildi.

– 1926 25 Eylül Ticaret ve Zahire Borsası kuruldu.

–  1926 50 aboneli İlk telefon sistemi kuruldu.

–  1926 İtfaiye teşkilatı kuruldu.

 – 1927 15 Şubat Atatürk (Ertuğrul yatıyla) Mersin’i 5. kez ziyaret etti.

–  1927 11 Ağustos.  “Mersin Tüccar Kulübü” kuruldu.

–  1927 Belediyenin yaptığı sayımda nüfus 11.270 olduğu anlaşıldı.

–  1927 01 Eylül Mersin Elektrik Komandit Şirketinin kurduğu tesis şehre elektrik vermeye başladı.

– 1927 400 Portakal ağacı, 3000 mandalina, 8000 turunç ve 20.000 limon ağacı olduğu belirlendi.

–  1928 Belediye bir adet  arazöz aldı.

–   1928 Devlet Demir Yolları İskelesi inşa edildi. Betonarme, Uzunluğu 140 m. genişliği 16. m.

– 1929 05 Ocak Mersin – Adana demiryolu devletleştirildi.

–   1929 K.Milliye Caddesi ve Fabrikalar Caddesi asfaltlandı. (Taşrada asfaltlanan ilk cadde olduğu söylenir)

–   1929 Termik santral kuruldu.

–   1929  03 Mart Mersin Ticaret Bankası A.Ş. kuruldu.

–   1929   25 Nisan Verem Mücadele Cemiyeti Kuruldu.

-1929 Şimdiki adı “İstiklal” olan Kurtuluş Caddesinin açılması, üzerindeki binaların yıkılmasına başlandı.

–   1929 Şehrin Önemli noktalarından biri olan “süslü (şimdiki hali ve adıyla “kuru”) çeşme yapıldı.

–   1929  12 Eylül Gözne yolu yapımı bitti.

–   1929  15 Aralık Sel Afeti oldu.

–   1929 Bir Alman firmasına yaptırılan kanalizasyon tamamlandı.

–  1930 Telefon santralına 50 abone daha ilave edilerek sayı 100 e çıkartıldı.

–  1930 20 Şubat.  “Yeni Yurd” adlı ilk kültür dergisi çıktı.

–   1930 Belediye şehir bandosu, musiki ve Tiyatro okulu açıldı.

–  1930 Aralık 14 -15 Can kaybına da neden olan büyük bir sel felaketi oldu.

–  1931 12 Şubat Gazi Mustafa Kemal Atatürk 6. kez Mersin’e geldi.

–   1931 Kasım ayında Merkez Bankası açıldı.

–   1932 Dekovil ve Tramvay rayları söküldü.

–  1932 Eylül 29 Samsun’dan hareket eden bir tren Mersin’e gelerek Karadeniz ile Akdeniz’i bağlamış oldu.

–  1933 28 Ocak Gazi Mustafa Kemal Atatürk 7. kez Mersin’e geldi.

–  1933 Silifke Vilayeti ile Mersin Vilayeti,   “İçel Vilayeti” adı altında birleşti.  İl merkezi Mersin oldu.

–  1933 24 Şubat.  Mersin Halkevi şimdi yerinde Borsa Sarayı bulunan İstiklal Caddesindeki Eski Mader-i Vatan Mektebi binasında açıldı.

–   1933 27 Eylül Halkevinden şehre sesli yayım tesisatı tamamlandı.

–  1933  27 Mayıs Silifke ve Mersin İlleri İçel adı altında birleştirildi. Merkez Silifke oldu.

– 1934 Dr. Remzi (Gönenç) Halkevi yayınlarından ilkini “Sıtma nedir? Nasıl korunulur?” isimli kitapla gerçekleştirdi. (Sıtma Çukurova’nın günlük yaşamının bir parçası, sağlık sorunlarının önde geleni idi.)

–  1934 Mersinde çok küçük çaptaki Millet Hastanesi,  Memleket Hastanesi olarak isim değiştirdi.

–   1935 Nüfusun 17.700 olduğu anlaşıldı.

–   1935 21 Şubat 1935 Gazi Mustafa Kemal Atatürk 8. Kez Mersin’e geldi. (Ayrıntılı bilgiyi site içinde bulabilirsiniz)

–   1935-8 Eylül  Isı Yuva Özel Anaokulu açıldı.

–  1935 Ekim 30  Sel felaketi oldu.

–   1936 11 Şubat fırtına ve sel gemilerde, iskelelerde, bina ve bahçelerde zarara büyük zarara neden oldu.

–   1936. 15  Ekim Mersinlilerin bağışlarıyla alınan 2. uçağa da Mersin adı verilerek THK na verildi.

–  1935 Avusturya’ lı Prof. Jansen’den Mersin’in İmar Planını yapması istendi. 1938 yılında onanan plana göre  mevcut durumda en önemli cadde Uray Caddesi idi. O zamanki adı Kurtuluş olan İstiklal Caddesi İstasyon ile İleri İlkokulu arasında idi. Kentin merkezinde gayrimüslimler, batısında Suriye’den göç edenler, kuzeyinde Girit’ ten göç edenler yerleşmiş idi.  ( 20 Mayıs 1938)

–   1936 05 Haziran. Mersinli Ahmet 79 kiloda Berlin Olimpiyatlarında Bronz Madalya aldı.

–   1936  05 Aralık  Denizde büyük fırtına oldu. bazı tekneler ve küçük gemiler kıyıya vurdu. şehirde sel felaketi oldu.

–   1937 Telefon santralına 100 abone ilave edilerek 200 e çıkartıldı.

–   1937 31 Ocak  Hatay meselesi için büyük bir miting yapıldı.

–    1937   Ağustos Mersinli Ahmet 79 kiloda Dünya şampiyonu oldu.

–   1937 Kapalı kısmı ahşaptan olan ilk stadyum yapıldı.

–   1937 02 Kasım Mersin, Dünyanın en gözde arkeoloji ve tarih merkezlerinden birisi olma fırsatı yakaladı. 9000 Yıldan beri üzerinde yaşamın hiç eksilmediği ve tarihin kesit olarak görünebildiği “Yumuktepe” üzerinde kazılar başladı.

–  1937  19  Kasım  Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mersin’e 9. kez  geldi. ve çok kısa bir süre kaldı. (Ayrıntılı bilgi site içinde)

–   1938 Ev ve iş yerlerine şebekeli su verilmeye başlandı.

–   1938 Ocak Halkevi “İçel” isimli bir dergi yayımlamaya başladı.

–   1938 20 Mayıs.  Atatürk 10. kez Mersin’e geldi.  23 Mayıs ta garda son kez uğurlandığı sırada Belediye Başkanına elindeki bastonla şehrin kuzeyini göstererek “Kuzeye doğru beş geniş cadde açılmasını bildirmiştim. Neden bu güne kadar başlamadınız?” dedi. Başkanın cevabı üzerine “ Olmaz öyle şey. Bu caddeler açılmalıdır. Güneyden kuzeye doğru olmasına dikkat ediniz. İskân sahası o tarafa kaysın” dedi. Doktorların dinlenmesi gerektiğini söylediği hasta günlerinde bu yolculuk ve bitmek bilmeyen geçit töreni onu çok yordu. (Ayrıntılı bilgi site içinde)

–   1938 Kapıdan girince sol tarafın Müslüman olmayanlara sağ tarafın Müslümanlara ayrıldığı mezarlık açıldı. (Bunun şehrin en önemli özelliklerinden biri olduğu devamlı olarak işlenir.)

–    1938 Umumi Mağazalar iskelesi açıldı.

–   1939 Sümerbank satış mağazası açıldı.

–   1939 Merkez Bankası açıldı.

–   1939 Güneş Sineması açıldı.

–   1941 23 Haziran.  Refah isimli gemimiz Mersin açıklarında  batırıldı. 167 Deniz askerimizin şehit oluşu bütün şehri yasa boğdu.

–    1942 02 Ocak Kar yağdı ve don oldu.

–   1942 Akşam  Kız  Sanat Enstitüsü açıldı.

–   1943  Mersin Ticaret Orta Okulu açıldı.

–   1944 Halkevi Binası (Bu günkü adıyla Kültür Merkezi ) inşaatına başlandı.

–  1944 23 Nisan.  Heykeltıraş Kenan YONTUÇ tarafından yapılan, Cumhuriyet Alanındaki Atatürk heykeli açıldı.

–   1945 Yıllardan beri kullanılmayıp sarhoş, zibidi yuvasına dönen Ayios Feorgios Kilisesinin yıkımına başlandı. (Şu anda yerinde bit pazarı (Zafer Çarşısı) vardır)

–   1945 Eylül 25 Mersin’in çok şeyini borçlu olduğu büyük insan Tevfik Sırrı Gür şehri liseye kavuşturdu.

–   1945 Mersin (Erkek) Sanat Enstitüsü açıldı.

–   1945 Nüfus 16.200 olarak sayıldı.

–   1945 Şehir  Ekonomik alanda olduğu kadar  sanat ve kültür  alanında da ilerlemeye devam etti.. Bu konuda Halkevi’nin etkisi çok fazla idi.  “Mersin Halkevi Kültür Dergisi Eylül Sayısı”nda yazılanların bir kısmı şöyle oldu:  Eylül 1945, Fındıkpınarı yaylasına gezi tertip edildi ve 3 perdelik bir oyun sergilendi. 550 seyirci katıldı. 205 Hasta bedava muayene edildi, ilaçları ve iğneleri bedava temin edildi. Fındıkpınarı ve civar köylerden gelen vatandaşlarımızla sohbet edildi. Dil bayramı nedeniyle “Dil konusu”  üzerine seçkin ve olgun bir kalabalığa konferans verildi. Şeker bayramı nedeniyle bayramlaşma töreni yapıldı. Salonumuzda düğün yapıldı. İzmir’den gelen sanatçı tarafından keman konseri verildi. Kütüphaneden bir ayda 1 113 kişi kitap aldı. Bir ayda 57 adet yeni kitap geldi.

–  1946 24 Temmuz  Mersin’e ikinci adam, Milli Şef   İsmet İnönü’ nün heykeli açıldı.

–   1946 08 Ekim Cumhurbaşkanı İsmet İnönü geldi.

–   1946 29 Ekim.  Türkiye’nin en modern tiyatro salonuna sahip olan,  kültür ve sanatın bir çok dalında hizmet verecek şekilde bölümleri olan, sinema salonu olan, düğün, balo salonları olan olağanüstü bir bina  (olağanüstü  hikayesini de barındırarak) açıldı. Bu bina Mersin Halkevi binası idi.

–   1946  Dünya Savaşı nedeniyle tedbir olarak gelen Deniz okulları İstanbul Heybeliada’daki  asıl terlerine taşındılar.

–   1947 23 Şubat Arslanköy’de Muhtar seçiminde olaylar çıktı. Tüm Gazetelerde aylarca manşet oldu.

–   1947 10 Aralık deprem oldu.

–   1948 14 Şubat.  Sel felaketi yaşandı.

–  1948 22 Şubat Cumhurbaşkanı İsmet İnönü eşi ile sel felaketini incelemek için geldi.

–   1948 06 Temmuz.  Çukurova Fabrikası yandı. Şehrin her yerinden ve yakın köylerden görülen alevler ve duman büyük bir korkuya neden oldu. Şimdiki Adalet Sarayı bu fabrikanın arsası üzerine yapılmıştır.

–  1948 14 Ağustos  Mersinli Ahmet  (Ahmet Kireççi) Londra’da yapılan Dünya Olimpiyatlarından grekoromende altın madalya getirdi.

–   1948  25 Eylül  Yeni elektrik motorunun çalıştırılmasıyla Mersin bol elektrik ve suya kavuştu.

–  1949 Ticaret Orta Okuluna Lisesi de eklendi.

–  1949 1000 Aboneli telefon santralı kuruldu.

–   1950 Eylül 8   Müfide İlhan Mersinde, Türkiyenin ilk bayan belediye başkanı oldu.

– 1950 20. Yüzyılın ortasında Mersin,  çay bahçelerinde canlı müzik dinlenen, Cumhuriyet Baloları yapılan, tenis oynanan, şiir, müzik etkinlikleri, çay partileri yapılan, sineması, yerel radyo yayınları olan, işadamlarının, ev hanımlarının bisiklet kullandığı,  yeni inşa edilmiş hastanesi, ile nereden baksanız modern, huzurlu,  yoksulu yok denecek az, orta gelirli sade bir Avrupa kıyı  kenti görünümündeydi.  Türkiye’nin ilk kez bir bayan belediye başkanı olarak Müfide İlhan görevdeydi.(08 Eylül 1950 de seçildi)

–  1950 Eylül 20 Akel Camisi ibadete açıldı.

–  1950 Mezarlık içinde Şehitlik ve anıt açıldı.

–  1951 Otomatik telefon santralı kuruldu. (1937 den bu yana manuel ve 200 aboneli olan santralın yerine 1000 abone)

–   1951 Nisan 21 İstasyon -plaj arasında taksi dolmuş çalışmaya başladı.

–   1951 Kasım 29 Sel felaketi yaşandı.

–    1951 Maruni Kilisesi kapatıldı.

–    1952 Ocak 28 Kapatılan Halkevi’nin binasının bir kısmında Kız Enstitüsü öğretime başladı.

–   1952 Haziran 25  yapımına 1946 yılında T.S.Gür döneminde başlanan Stadyum GS-MİY maçıyla hizmete açıldı.

–  1952 İl Halk Kitaplığı açıldı.

–  1952 Çukurova Elektrik A.Ş. kuruldu ve Termik Santral buna bağlandı.

–    1952 Aralık 15 Birinci Narenciye Kongresi toplandı.

–   1953 Haziran 08 Şehir Trafik lambalarıyla tanıştı.

–   1954 01 Nisan SSK Hastanesinin ilk çekirdeği (Küçük bir dispanser şeklinde) Çukurova Fabrikası revirinde kuruldu.

–   1954 04 Nisan. Mersin Limanı ihalesi yapıldı.

–   1954 Hastane (Kuvayı Milliye) Caddesi üzerinde (bir önceki)  125 iş yeri olan Sebze-Meyve Hali inşaatına başlandı.

–  1954 Trafik Bürosu açıldı.

–   1956 Silifke- Mut- Karaman yolu asfaltlandı.

–   1956 İl Çocuk Kitaplığı açıldı.

–   1957 Mersin “ATAŞ” ile tanıştı. ATAŞ ‘ın teknolojisi ve yönetim şekli birçok kişi ve kuruma örnek oldu. Fabrika ile aynı tel örgü içinde olan lojmanları da yine şehircilik, güvenlik, ısıtma, sosyal tesisler, etkinlikler vb. konularda şehrin ilgisini çekti.

–  1957 Mersin-Silifke-Mut-Karaman-Konya yolu asfalt olarak açıldı.

–   1958 Ağustos 30 Mersin Limanı ticaret rıhtımı hizmete açıldı.

–  1959 Ocak 25 Sel felaketi yaşandı.

–  1959 Kasım 25 Ulu Cami önlerine düşen yerdeki çok sayıda manifatura, tuhafiye, ayakkabıcı dükkanı yandı.

–   1959 Mersinde ilk olarak Özel İçel Koleji açıldı.

–  1960 27 Nisan.  Türkiye’nin en büyük, Akdeniz’in ilk 10 limanından biri ve Avrupa’nın 2. büyük tahıl silosu inşası bitti. .

–    1960 Mersin Verem Savaş Dispanseri açıldı.

–   1960 Mersin Nufusu 68.485 kişi olarak sayıldı.

–   1961 Betik adlı bir sanat dergisi çıkmaya başladı.

–    1962 Nisan Anadolu Tasfiyehanesi (ATAŞ) üretime başladı.

–   1962 Ekim 08 Öğretmen Okulu açıldı.

–   1963 Telefon santralının kapasitesi 3000 e çıkartıldı.

–  1963 05 Temmuz.  Mersin Lisesinin adı. Tevfik Sırrı Gür Lisesi oldu.

–   1963  28 Eylül. Mersin’de ilk asansör Toros Otelinde monte edildi.

–   1963 29 Kasım. Eski Akkahve de Güzel Sanatlar Resim ve Heykel Galerisi açıldı.

–   1963 Yeni bir imar planı hazırlandı.

–   1965 Nüfus 80.000 kişi oldu.

–  1966 23 Şubat. Kamer Sineması açıldı.

–   1966 Deniz Feneri, 18 milden görünen, 10 saniyede 32 çakan son halini aldı.

–   1966 Kasım 15 Termik Santral hizmete girdi.

–   1967 SSK hastanesi binası hizmete açıldı.

–  1967 Mayıs 02 Daha önce 1948 yılında da bir kısmı yanmış olan Çukurova Fabrikasında iki gün süren büyük bir yangın oldu. Bina tamamen yandı.

–   1968 3 Mart.  TRT Çukurova Bölge Radyosu yayına başladı.

–   1967 Ocak 06 Çocuk Esirgeme Okulu Yuva binası açıldı.

–   1968 Akdeniz Gübre Sanayi A.Ş. kuruldu.

–  1968 27/ 28 Aralık gecesi bir buçuk aydır yağan yağmur nedeniyle büyük bir sel felaketi yaşandı. Müftü Deresi kenarındaki bazı evler yıkıldı.  Silifke’den Tarsus’a kadar birçok dağ ve ova köyleri, tarla ve bahçeler hasar gördü.  Bir kaç kişi öldü.

–  1969 Nisan 28 Yeni Mahalledeki 300 gecekondu yandı.

–   1969 Soda Sanayi A.Ş. kuruldu.

–  1969 Mayıs 18 Atatürk Parkı açıldı.

–   1969 İçel Şenlikleri yapıldı. 1994 Yılına kadar adı, niteliği, zamanı değiştirilerek, ara verilerek denendi ve sonunda vazgeçildi.

–   1970   Nufus 112.982 kişi oldu

–  2016   1970 Eski yapıların yıkılıp yerine küçük balkonlu, rüzgâr ve güneş hesabı yapılmadan, şehrin imarı görmemezlikten gelinerek apartman dikme maratonu başladı.

–  1970 Telefon santralının kapasitesi 8.000 oldu

–   1972 Şehir imar tadilatı yapıldı.

–   1972 Kan Merkezi açıldı.

–   1972 Haziran 23 Refah Şehitleri anıtı açıldı.

–   1972 Çimsa Çimento Sanayi A.Ş. kuruldu.

–   1973 Anadolu Cam Sanayi A.Ş. üretime başladı.

–   1974 Ocak 27 TRT Televizyonu seyredilmeye başlandı.

–   1974 Temmuz 19 Kıbrıs harekatında Mersin önemli bir nokta oldu.

–   1975 Ocak 03 Eski Adliye Sarayı önündeki  (Liman Kapısı)  Kurtuluş Anıtı  açıldı.

–   1975 Haziran 04 Kent amblemi halk jürisi tarafından seçildi.

–   1975 Haziran 21 Soda sanayi Fabrikası üretime başladı.

–   1975 Öğretmen Lisesi ve Eğitim Enstitüsü açıldı.

–   1976 Şubat 25 Mersin, Japonya’nın Kushimoto şehri ile kardeş şehir oldu.

–  1976 Mart 11 Meslek Yüksek Okulu açıldı.

– 1977 4 Ocak.  Mersin’ linin gönlündeki, unutamadığı anılarının yaşadığı “Halkevi” binası Kültür merkezi yapılacağı müjdesi ile Kültür bakanlığına devredildi.

–  1978 29 Mayıs. Şehrin gerdanındaki  “Gümrük Meydanı” yıkıldı. “Yeni Cami” yıkıldı. Yerine betonlarının yapımına başlandı.  (Beton caminin adı “Ulu Cami” oldu).

–   1979 Çimsataş Çukurova İnşaat Makinaları A.Ş. ve Kromsan Soda Sanayi A.Ş.  kuruldu.

–  1979 Eylül Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi açıldı.

– 1980 Yeni bir Kent nazım planı yapıldı. (Sonuç “googlemaps” veya diğer internet sitelerindeki uzay fotoğraflarından görünebilir.)

–  1980 Deniz kıyılarının yağmalanmasına başlandı. (İleriki yıllarda sahillerdeki köyler belediye, ilk okul mezunu muhtarlar belediye başkanı oldu. Kumların üzerine gökdelenlerden oluşan “Tatil Siteleri” yapılmasına ruhsat verildi.)

–  1980 Şehir konteyner taşımacılığının Orta Doğudaki en büyük merkezlerinden biri haline geldi.(Yanlış politikalar sonunda birkaç yılda söndü.)

–   1980 Nufus 221.861 kişi oldu.

–   1982 Yıkılmış olan tarihi, Gümrük Meydanının  yerine ne olduğu belirsiz bir şeyler yapıldı.

–  1983 12 Kasım.  Mersin’de serbest bölge kurulması Bakanlar Kurulunda kararlaştırıldı.

– 1984 Telefon santralının kapasitesi 15.000 oldu

–   1984 Devlet Hastanesi  (1950 de Memleket Hastanesi adı değişmişti)  yeni binasına taşındı.

–  1984 Aralık 28 Belediye Meclisi Mersinin Fransız işgalinden kurtuluş gününün 03 Ocak 1922 olduğuna, kutlamaların daha önceki yıllarda olduğu gibi 5 değil, 3 Ocak’ta yapılmasına karar verdi.

–   1985 25 Ekim.  Türk Diabet Cemiyeti Mersin şubesi kuruldu.  (Sonradan hastane haline gelen “Diabet Merkezi” ne dönüştü)

–    1985 Mart 07 Mersin ne önemli bir yerleşim yeri açan, göçü hızlandıran “Güneykent” projesine başlandı.

–   1985 Temmuz 01 Mersin Serbest Bölgesi AŞ (MESBAŞ)kuruldu.

–   1985 Şehrin nufusu 314.350 oldu.

– 1886 Telefon santralının kapasitesi 25.000 oldu

–   1986 Tren İstasyonunun kuzey doğusuna Otogar açıldı.

–   1986  01 Temmuz.MESBAŞ Mersin Serbest Bölge İşleticisi A.Ş.  kuruldu.

–  1987 Ocak 03 Mersin Serbest Bölgesi açıldı.

–  1987 23 Şubat.  Türkiye’nin en büyük, en görkemli ve en kısa zamanda inşa edilen camilerinden biri olan “Muğdat Camii” inşaatına başlandı. (10.000 kişinin namaz kılabileceği büyüklükte, olup işyeri, sağlık ocağı, aşevi, kütüphane, konferans salonu, banyo, vb. birimleri içermektedir)

–   1987  “Akbelen” toplu konutları inşaatına başlandı.

–   1987 Hiçbir biçimde etüt edilmeden masa başında kararlaştırılmış olan 52 katlı gökdelen inşaatına başlandı.

–   1988 18 Ekim, Eski Mersin’in,  Uray Caddesinin sembolü olan, ticaret,  yazıhane, İş adamı kelimelerinin ilk çağrıştırdığı yer olan Azak Han artık tamamen yıkıldı. Oysa yıkımından üç tam yıl önce Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 1394 sayılı karar gerekçesi aynen şöyle idi.“ Azak Han; hem üzerinde olduğu köşe parselinde etkileyici bir cephe ve kütle anlatımı sergilemekte, hem de etkileyici iç avlusu ve onu çevreleyen cepheleri ile sadece Mersin’de değil, diğer kentlerde de, az rastlanır bir olgu olduğuna, Mersin’de genelde tarihi değer taşıyan yapılar gelişme baskısına dayanamayıp kaybolduğundan, söz konusu eser hem bu açıdan, hem de kendi türünün az rastlanan örneklerinden birisi olması açısından korunması gerekli olduğuna”

–  1989 Mart 13 Mersin Deniz Ticaret Odası kuruldu.

– 1989  “İçel Sanat Kulübü” derneği kuruldu. Çok kısa zamanda Türkiye’nin sanatla, kültürle ilgilenen her kesiminin yakından izlediği büyük bir dernek haline geldi. Toplum baskısı ve üyelerin sorumluluk anlayışı felsefe, arkeoloji, Yumuktepe kazılarına destek vermek, kültür ağırlıklı geziler ve dağcılık, paraşütçülük, eski mersin evlerinin restorasyonu benzeri birçok sanat dışı konuları da omuzlamasını gerektirdi.

–  1990 nüfus 422 357 olarak tespit edildi.

–  1991 Nazım planı tadilatı yapılarak 2010 yılı makro formu  belirlendi  Bütün makro, mikro ve diğer planlar, projeler sonunda  iç içe geçmiş, beton, beton, beton,  havasız, karmakarışık bir şehir ortaya çıkartıldı.

–  1992 28 Şubat. Balkanların, Orta Doğunun ve yakın Asya’nın en yüksek binası 52 katlı “Metropol” iş merkezi hizmete açıldı.

–   1992 9 Mart.  Eski adı Halkevi olan binada 46 yıl sonra yeniden “Madam Butterfly Operası”  seslendirildi   “Kültür Merkezi Binası” nın ve Türkiye’de dördüncüsü olan “Mersin Opera ve Balesi”nin açılışı yapıldı.

–   1992 15 Mayıs.  Bu günkü Toptancı hal kompleksi hizmete açıldı.

–   1992 12 Ekim “Atatürk Evi”  müzesi açıldı.

–   1992 10 Kasım.  Çok kısa zamanda Türkiye’nin en saygın ve etkin bir Üniversitesi olmasıyla Mersin’ linin gurur duyduğu.  Mersin Üniversitesi açıldı.

–   1992 Mersin – Tarsus Organize Sanayi bölgesi yer seçimi ve kamulaştırması yapıldı.

–   1992 FM kanalından yayın yapan özel radyolar açıldı.

–   1992 Prof. Veli Sevin başkanlığında Yumuktepe kazılarına tekrar başlandı.

–  1993 Temmuz 20 Kıbrıs Anıtı açıldı.

–   1993 2 Eylül.   Mersin Büyük Şehir Belediyesi kuruluşu Resmi Gazete de yayınlandı.

–  1993 Ekim 05 Latin İtalyan Katolik Kilisesi Katedral oldu.

–  1993 Aralık 03 Diabet Merkezi büyütülerek hastane haline getirildi.

–   1994 27 Mart. Yerel seçimler ile Büyük şehir Belediyesi ve Üç yeni belediyenin başkanları seçildiler.

–   1994 Yat limanı inşaatına başlandı.

–   1994 SSK hastanesi ek binası yapıldı.

–  1995 Şubat Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı açıldı.

–   1995 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi açıldı.

–   1995 Özel, yerel tv istasyonları yayına başladı.

–   1998 27 Haziran Adana’da can kaybına neden olan deprem Mersin’de birçok evde çatlamalara yol açtı.

–   2000 Nevit Kodallı Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi açıldı.

–   2000 Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu açıldı.

–   2002 Mersin Uluslararası Müzik Festivali nin (merfest.org) birincisi yapıldı.

–   2002 İçel ilinin adı Mersin oldu.

–   2008 06.03.2008 tarihli 5747 sayılı kanunla Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçe statüsüne geçti. Kaymakamlar atandı.

–   2011 Nisan. Marina hizmete girdi.

–   2012 Akdeniz oyunlarının 2013 de Mersinde yapılması için bir çok spor tesisi ve olimpiyat köyü inşaatına başlandı.

–   2015  Şubat 28 Şehrin Kuzeyinde bulunan Çavuşlu Mahallesine yeni ve büyük bir Otogar açıldı.


Ziya Aykın